Eski bayramlar mı, yeni duyarsızlık mı?

On bir ayın sultanı mübarek ramazan ayının son günlerini yaşamaktayız. Artık Ramazan Bayramına sayılı günler kaldı. Yirmi dokuz gün boyunca oruç tutan Müslümanlar bunun karşılığını bayram olarak alacaklar.

Artık her bayram serzenişte bulunduğumuz nerede o eski bayramlar sözcüğü de samimiyetini kaybetmeye başladı. Öyle ki insanlar ne kadar hayıflansalar da modern yaşamın kendilerine sunduğu konfor ve rahatlıktan dolayı eski bayramları aramayı fazla önemsemiyorlar. Eski bayramlardaki insan sıcaklığını aramak yerine tatilin, denizin sıcaklığı onlara daha cazip geliyor.

O eskiyen bayramlarda en çok çocuklar mutlu olurdu. Bir gün önceden şimdiki gibi kolayca duş alma olanağı olmadığından banyo yapılır. Daha sonra yeni alınan elbiseler hazırlanır, ütülenir ve yatağın başucuna konurdu. Şimdiki gibi çocuklara her zaman giysi alınmazdı. Bundan dolayı yeni giysilerin kıymeti bilinir, istenirse de bayrama az kaldı, bayramda giyebilirsin denilirdi.

Bayramda en önemli görev aile büyüklerini, komşuları, yaşlıları ziyaret etmek idi. Şimdi hasret kaldığımız sıcacık sevgi dolu konukluklar içimizi güneş gibi aydınlatırdı. O zamanlar her yeri beton yığınları kaplamamış arsalarda, yeşilliklerde çelik çomaktan tutunda, misket, kuyu kazmaca, dokuz kiremit, saklambaç oyunları oynanırdı. Şimdi bilgisayar başında yalnızca oynanan oyunlar çocuklarımızı insan sevgisinden, sosyalleşmelerinden uzaklaşmaktadır.

Günümüzde, özellikle de yoğun iş temposu nedeniyle bayramlar tatil ya da dinlenme fırsatı olarak değerlendiriliyor. ”Çekirdek Aile”’nin hısım, akraba ziyaretleri yapmak yerine tatile çıkması ve bu yüzden de el öpenlerin azalması sonucu büyüklerin bayramları daha bir ”buruk” geçiyor.

Tüketime dayalı modern yaşam bizlere bedensel rahatı sundu ama insanlarımızın, bayramlarımızın içimizi ısıtan sıcaklığını çaldı götürdü.”Apartman Hayatı”yla birlikte komşusunun kapısını belki de hiç çalmayan ”Şehirliler”, bayramlarda komşu ziyaretlerini de neredeyse unutur oldu.

Bu bayram tüm sevdiklerimize sıkıca sarılalım,kucaklaşalım. Sevgiyi, saygıyı,dostluğu,vefayı başka bayrama ertelemeyin. Çocukluğumuzdaki gözyaşlarımız gibi tertemiz, uçurtmalarımız kadar özgür, sevgi dolu bir bayram dilerim.

YORUM YAZIN

Yazarın Diğer Yazıları

Anne ve baba olmak zor iş

Anne ve baba olmak zor iş Okulların açılması ile birlikte çocukların yanı sıra anne ve babalarda büyük sınav vermektedir. Çocuğumuzun derslerini zamanında yapmasını, başarılı olmasını ve ileride hayatını rahat devam ettirecek bir meslek sahibi olmasını arzu ederiz. Aynı zamanda çocuğumuz ile ilgili hayallerimiz, beklentilerimiz, kızgınlıklarımız ya da kırgınlıklarımız aslında kendimizden de bir şeyler barındırabilir. Bizim gidemediğimiz okullara gitmesini, meslekleri kazanmasını, beceremediğimiz sporu yapabilmesini, eksik kalan özgüvenimizi tamamlamasını fark etmeden isteyebiliriz. Onun için en iyisi sandığımız şeyler aslında kendi sınırlı hayatımızda geri dönüp alamayacağımız şeyler olabilir. Ya da kendi çocukluğumuzu onarmak isterken bulabiliriz kendimizi. Gereğinden fazla bir sevgi, ilgi, gereksiz ve koruyucu olmayan bir hoşgörü gösterebiliriz. Oysaki çocuk ne bizim ne kadar iyi anne – baba olduğumuzun, ne de mesleğimizde ne kadar iyi olduğumuzun göstergesidir. Özellikle benim gibi çocuk ile çalışan psikiyatrist ve psikologlar, rehber öğretmenler, diğer bütün öğretmenler, diyetisyenler, spor eğitmenleri ve şu anda aklıma gelmeyen insan ile çalışan bütün meslek dallarında bu durum daha tehlikeli bir hal alabilir. Çocuk adı üzerinde henüz yavrudur, olgunlaşmamış bir meyve gibidir. Olması gerektiği gibi davranması, her zaman doğru olanı seçmesi beklenemez. Yeterince olgunlaşmadığı için duygu kontrolünde zayıftır. Onun bizim başarınızın bir göstergesi olduğunu düşünmek, etraftan bize bakan gözlere odaklanmak, utanç ve suçluluk duygularına yoğunlaşmak çoğu zaman yanlış davranmamıza yol açacaktır Hem kendimizin, hem çocuğumuzun ihtiyaç ve isteklerinin farkında olmak anne ve baba olabilmenin  en önemli yapıtaşlarından biridir. İlgi alanlarını, zevklerini ve ihtiyaçlarını fark etmek; zorlandığı noktalarda tekrar tekrar yol göstermek; bazen onunla birlikte ya da ondan bir şey öğrenmek; istediği için değil uygun olduğu ve zararlı olmadığı için izin vermek gerekecektir.

Bir milletin diriliş günü

30 Ağustos Türkiye için büyük bir gündür. Avrupa’nın “hasta adam” ilan ettiği Osmanlı Devleti’nin yeniden şifa bulup ayağa kalktığı gündür. Her tarafı yanmış, yıkılmış ve işgal edilmek istenen bir milletin küllerinden yeniden doğduğu gündür. Mondros Mütarekesi ile Osmanlı’nın parçalanış sürecinin başladığı günlerde iç ve dış düşmanlarımızda ülkemizi bölmek için çalışıyordu. Ama, bu millet öyle bir milletir  ki; en zor durumlarda bile  düştüğü yerden kalkmasını bilir. İstanbul’unda işgali ile ülke umutsuzluğa düşmüştür. Karamsarlık, her yanı sarmıştır. Türkler yurtlarında parya durumuna düşmüşlerdir. Kimse bu işten kurtulunabileceğine olasılık vermemektedir. Ama, biri vardır ki;  İstanbul’u işgal edenlere “ Geldikleri gibi giderler” diye haykırır. O birisi Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal ve bir avuç vatansever çareyi Anadolu’ya gitmekte görmüşlerdir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmak ile kurtuluş fitili ateşlenmiştir. 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkış. Dünyanın emperyalizme karşı verilen ilk kurtuluş savaşının başlangıcı. Yokluk içinde yedi düvele karşı verilen amansız savaş yıllarca sürer. Nihayetinde 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başlatılır. Büyük Taarruz 30 Ağustos’ta Büyük Zaferle sonuçlanır. Büyük zaferin ardından yeni büyük Türk Devleti kuruluşunun taşları örülmeye başlanmıştır. Kurtuluşu ve kuruluşu dünyanın hiçbir ülkesine nasip olmayan Türkiye Cumhuriyet’i her gün bir adım ilerleyerek bugünkü modern Türkiye olmuştur. Türk Milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramını yürekten kutluyorum. Ne mutlu Türküm diyene.

Okul hayattır

Yeni bir eğitim-öğretim yılının başlamasına az bir süre kaldı. Okullar 9 eylülde yani 20 günden az bir süre sonra, açılıyor. Malumunuz olduğu üzere okul, eğitim ve öğretim yuvasıdır. Okul, toplumda kültürün yerleşik hale gelmesine neden olur. Okul, toplumda eğitimin yerleşik hale gelmesini ve nesiller boyu devam etmesini sağlar. Okul, toplumu inşa eder. Milli ve manevi değerlerin kazanılmasında etkili olur. Okul, insanı hayata hazırlar. Kişinin kendini gerçekleştirmesi , ihtiyaçlarını bağımsız olarak karşılayabilmesi ancak aldığı eğitim ve öğretimle mümkün olmaktadır. Okul bu bakımdan toplumda önemli bir mihenk taşıdır. Okulsuz toplumlarda eğitim ve öğretim okumadan mümkün olmamaktadır. Okumanın ekol haline geldiği, değerler eğitiminin gerçekleştirildiği, insanların ideolojiden ve baskıdan uzak özgür bir ortamda eğitim haklarını elde etmeleri okul sayesinde mümkün olmaktadır. Okul belirleyici ve etkin bir role sahiptir. Bu nedenle okul toplumun gelişmesini sağlar. Aslında sözün özü; okul hayattır. Ve insanların, hayatı yaşamalarıyla paralel olarak okullarını da aynı doğrultuda, yani hayatları doğrultusunda yaşamaktadırlar. Okula yeni başlayanlar şimdiye kadar ailelerinden öğrendiklerini bu hayatta pekiştireceklerdir. Okul atlayacak olanlar ailelerinden ve önceki hayatlarında öğrendiklerini bundan sonraki hayatlarında tatbik edeceklerdir. İyisiyle, kötüsüyle…

İnternet ve aile yapımız

İnternet içinde yaşadığımız bilişim çağının vazgeçilmezlerinden biridir. Ancak  her şey de olduğu gibi internetten ve sosyal medyadan da bize lazım olduğu kadarını almak gerekmektedir. Malum internet bir deryadır. Düşünebileceğiniz her şeyi bulmak mümkündür. Ama bunun bize  ne kadarı gereklidir ne kadarı değildir. Buna  göre değerlendirme yapmak icap eder. Bu konuda özellikle çocuklarımıza örnek olmalıyız. Mutlaka aile güvenli interneti kullanmak gerekmektedir. Çocuklarımıza ders için araştırma için interneti sınırsız kullanabileceklerinin güvencesini vermeliyiz ki çocuklarımız ikileme girmesinler.   Muhabbet ortamı olan bir ortamda ki özellikle evde internet gerektiren acil bir durum yoksa olabildiğince interneti kapatmak gerekmektedir. Ailemizle otururken bir taraftan çayımızı yudumlayıp bir taraftan telefonumuzun ekranını kaydırmamalıyız. Telefonda başkaları ile yapacağımız muhabbeti evde çocuğumuzla eşimizle yapmalıyız. Telefonda başka birinin yaptığı yorumu beğeneceğimize eşimizin o günkü kıyafetini, yaptığı yemeği vb veya çocuğumuzun yazılıdan aldığı yüksek notu beğendiğimizi dile getirmeliyiz. Birine internetten yapacağımız yorum yerine eşimize çocuğumuza onları sevdiğimizi dile getirmeli ve hissettirmeliyiz.  İnternetten yaptığımız beğenme yavan, tatsız, tuzsuz olurken gerçek hayatta yaptığımız beğenmelerde duygunun bizzat kendisi her türlü şekliyle işin içinde olacağı için daha değerlidir. Günümüzde çoluk çocuk herkesin elinde akıllı telefon vardır. Artık bir ihtiyaç şeklinde hissedilmektedir. Mesela sen kendi çocuğunda  engellesen  aynı sınıftaki diğer çocuklarda olduğundan  ve öğretmen kızmadığından normal bir şeymiş gibi görünmeye başlıyor. Bu sefer sen gaddar, kısıtlayan, anlamayan ebeveyn oluyorsun. Özellikle evin reisi evde internette gezinirse, evin diğer üyeleri de sohbet ortamı olmayacağı için akıllı telefon oynama ihtiyacı hissederler. Biz facebookta birşeyleri beğenip birilerini arkadaş olarak ekliyorsak ailenin diğer fertleri de aynı eylemi yaparlar. Bu da tüm aile düşünüldüğünde yanlış kişilerle arkadaş olma veya yanlış yorumlar yapma ihtimalini arttırır. Dolayısıyla ilerde ailevi sıkıntılara davetiye çıkarabilir. 

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »