İş kazalarından korkan işverenler, meslek hastalığından haberiniz var mı?

İş kazaları,ülkemizin en önemli sorunlarından birisi olarak gündemdeki yerini hep koruyor.İş kazalarının önlenmesinde oldukça geriyiz.Kaza oluş sıklığında dünyada oldukça başları çekmekteyiz.

2012 yılında iş güvenliği hususunda ayrı ve bağımsız bir Kanun yürürlüğe konulduğu,çok sayıda uluslararası sözleşme ülkemizce de kabul edildi. Sonuç elde var sıfır.1973-1974 yıllarında yürürlüğe konulan Tüzükleri alıp inceleyin(1) ve İLO'nun hazırladığı uluslararası standartları kapsayan sözleşmelerle karşılaştırın. Bizim 40 yıl önce yürürlüğe koyduğumuz tüzüklerdeki düzenlemelerin mükemmelliğine şaşarsınız.Yani biz 40 yıl önce işçi sağlığını ve iş güvenliğini görmüş ve standartları belirlemişiz. Ancak bu gün geldiğimiz nokta,sürekli mevzuatta hata aramak,ha bire mevzuat değişikliğine giderek soruna çözüm üretmek. Temel halledilmesi gereken sorun şu; iş kazalarının önlenmesi bir kültür,eğitim ve yaşam biçimi işidir. Olaya böyle bakmadığınız takdirde hiçbir sonuca gidemeyiz. Başta iş güvenliği kültürünü, kendi can güvenliği tehlikeye giren işçiye anlatmak gerekiyor.

İş Kazasını hiçbir işveren istemez.Bir işyerinde kaza olunca,bunun görünen olumsuzlukları yanında,görünmeyen daha büyük olumsuzlukları olmaktadır. Firmalar itibar ve verim kaybına uğramakta,hele hele büyük kazalarda, savcılık ve ceza kovuşturması yanında tazminat davaları gibi birçok olumsuzlukla demoralize olmaktadır.

Olaya işçiler yönünden bakıldığında tam bir felaket ortaya çıkmakta, uzuv kaybı ve ölüm gibi telafisi imkansız sonuçlara katlanılmakta, uzvu kaybolan işçi,mesleğini,geleceğini kaybedip ekonomik ve psikolojik bozuklara varan yaptırımlara maruz kalmaktadır.Bu yaptırımlar sadece işçiyi değil işçinin tüm ailesini etkilemektedir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen hem işverenlerin hem de işçilerin duyarsızlıkları sonucu iş kazaları bir türlü önlenememekte her geçen gün artmaktadır.

Ülkemizde en az iş kazaları kadar önemli olan başka bir husus meslek hastalığıdır.Bu gün dünyada doktorlar, kendisine başvuran hastalara ilk önce "hangi mesleği yaptığını" soruyor.Doktorların üzerinde birleştikleri husus;"bana mesleğini söyle,sana hastalığını söyleyeyim"  sözüdür.

Kas,iskelet yapısından,dolaşım,kalp, akciğer hastalıklarına kadar çok sayıda hastalığın mesleki olduğu artık kanıtlanmıştır.Bir ofiste bilgisayar kullanan kişide gelişecek "karpal tünel sendromu" da meslekidir, maden ocağında çalışan işçide gelişen akciğer hastalığı da.Yine gerektiği şekilde havalandırması yapılmamış bir sanayi tesisinde çalışan kaynakçıda gelişen hastalık ta...

Günümüzde meslek hastalığı sanıldığından daha çok yaygındır. Ancak buna ilişkin teşhis ve tespiti yapacak kuruluş yok denecek düzeyde ve sistematik değildir.

2005 yılından önce  SSK döneminde, Türkiye'de biri İstanbul Kartal'da, biri Zonguldak'ta ve biri de Ankara'da olmak üzere üç tane meslek hastalıkları hastanesi bulunmakta idi.Türkiye'de en çok meslek hastalığının olduğu iller de bu hastanelerin bulunduğu illerdi. Bu durumun da gösterdiği üzere günümüzde meslek hastalığının çok fazla gündemde olmaması, bu hastalığın olmadığını değil, aksine tespit ve takibini yapacak teşkilatın olmadığını ortaya koymaktadır.

Bir işyerinde meslek hastalığı ortaya çıktığında, işverene olan yaptırımı aynen iş kazasında olduğu gibidir.İş kazasına ilişkin tüm yasal düzenlemeler meslek hastalıkları için de geçerlidir.İşverenin cezai,hukuki (savcılık ve ceza kovuşturması, tazminata maruz kalması vb.) sorumlulukları aynen iş kazalarında olduğu gibidir.Zaten SGK'nca alınan sigorta primlerinin %2 lik kısmı," iş kazaları ve meslek hastalıkları primi" ne ilişkindir.

Meslek hastalığının bu gün için tespit ve takibinin iyi yapılmıyor olması, gelecekte sorun çıkmayacağı anlamına gelmemektedir.İşverenlerin aynen iş kazalarında olduğu gibi,meslek hastalıkları yönünden de  ciddi bir sorumluluk altında oldukları bilinci ile önlem almaları kendi yararlarına olacaktır.

Gelecekte çok para kazanmak isteyen avukatlar, bana göre,henüz bakir olan meslek hastalıkları konusuna yönelecek ve bu gün işçi alacakları yönünden sarf ettikleri çabayı meslek hastalıklarına kaydıracaklardır.

YORUM YAZIN

Yazarın Diğer Yazıları

İş kazalarından korkan işverenler, meslek hastalığından haberiniz var mı?

İş kazaları,ülkemizin en önemli sorunlarından birisi olarak gündemdeki yerini hep koruyor.İş kazalarının önlenmesinde oldukça geriyiz.Kaza oluş sıklığında dünyada oldukça başları çekmekteyiz. 2012 yılında iş güvenliği hususunda ayrı ve bağımsız bir Kanun yürürlüğe konulduğu,çok sayıda uluslararası sözleşme ülkemizce de kabul edildi. Sonuç elde var sıfır.1973-1974 yıllarında yürürlüğe konulan Tüzükleri alıp inceleyin(1) ve İLO'nun hazırladığı uluslararası standartları kapsayan sözleşmelerle karşılaştırın. Bizim 40 yıl önce yürürlüğe koyduğumuz tüzüklerdeki düzenlemelerin mükemmelliğine şaşarsınız.Yani biz 40 yıl önce işçi sağlığını ve iş güvenliğini görmüş ve standartları belirlemişiz. Ancak bu gün geldiğimiz nokta,sürekli mevzuatta hata aramak,ha bire mevzuat değişikliğine giderek soruna çözüm üretmek. Temel halledilmesi gereken sorun şu; iş kazalarının önlenmesi bir kültür,eğitim ve yaşam biçimi işidir. Olaya böyle bakmadığınız takdirde hiçbir sonuca gidemeyiz. Başta iş güvenliği kültürünü, kendi can güvenliği tehlikeye giren işçiye anlatmak gerekiyor. İş Kazasını hiçbir işveren istemez.Bir işyerinde kaza olunca,bunun görünen olumsuzlukları yanında,görünmeyen daha büyük olumsuzlukları olmaktadır. Firmalar itibar ve verim kaybına uğramakta,hele hele büyük kazalarda, savcılık ve ceza kovuşturması yanında tazminat davaları gibi birçok olumsuzlukla demoralize olmaktadır. Olaya işçiler yönünden bakıldığında tam bir felaket ortaya çıkmakta, uzuv kaybı ve ölüm gibi telafisi imkansız sonuçlara katlanılmakta, uzvu kaybolan işçi,mesleğini,geleceğini kaybedip ekonomik ve psikolojik bozuklara varan yaptırımlara maruz kalmaktadır.Bu yaptırımlar sadece işçiyi değil işçinin tüm ailesini etkilemektedir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen hem işverenlerin hem de işçilerin duyarsızlıkları sonucu iş kazaları bir türlü önlenememekte her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde en az iş kazaları kadar önemli olan başka bir husus meslek hastalığıdır.Bu gün dünyada doktorlar, kendisine başvuran hastalara ilk önce "hangi mesleği yaptığını" soruyor.Doktorların üzerinde birleştikleri husus;"bana mesleğini söyle,sana hastalığını söyleyeyim"  sözüdür. Kas,iskelet yapısından,dolaşım,kalp, akciğer hastalıklarına kadar çok sayıda hastalığın mesleki olduğu artık kanıtlanmıştır.Bir ofiste bilgisayar kullanan kişide gelişecek "karpal tünel sendromu" da meslekidir, maden ocağında çalışan işçide gelişen akciğer hastalığı da.Yine gerektiği şekilde havalandırması yapılmamış bir sanayi tesisinde çalışan kaynakçıda gelişen hastalık ta... Günümüzde meslek hastalığı sanıldığından daha çok yaygındır. Ancak buna ilişkin teşhis ve tespiti yapacak kuruluş yok denecek düzeyde ve sistematik değildir. 2005 yılından önce  SSK döneminde, Türkiye'de biri İstanbul Kartal'da, biri Zonguldak'ta ve biri de Ankara'da olmak üzere üç tane meslek hastalıkları hastanesi bulunmakta idi.Türkiye'de en çok meslek hastalığının olduğu iller de bu hastanelerin bulunduğu illerdi. Bu durumun da gösterdiği üzere günümüzde meslek hastalığının çok fazla gündemde olmaması, bu hastalığın olmadığını değil, aksine tespit ve takibini yapacak teşkilatın olmadığını ortaya koymaktadır. Bir işyerinde meslek hastalığı ortaya çıktığında, işverene olan yaptırımı aynen iş kazasında olduğu gibidir.İş kazasına ilişkin tüm yasal düzenlemeler meslek hastalıkları için de geçerlidir.İşverenin cezai,hukuki (savcılık ve ceza kovuşturması, tazminata maruz kalması vb.) sorumlulukları aynen iş kazalarında olduğu gibidir.Zaten SGK'nca alınan sigorta primlerinin %2 lik kısmı," iş kazaları ve meslek hastalıkları primi" ne ilişkindir. Meslek hastalığının bu gün için tespit ve takibinin iyi yapılmıyor olması, gelecekte sorun çıkmayacağı anlamına gelmemektedir.İşverenlerin aynen iş kazalarında olduğu gibi,meslek hastalıkları yönünden de  ciddi bir sorumluluk altında oldukları bilinci ile önlem almaları kendi yararlarına olacaktır. Gelecekte çok para kazanmak isteyen avukatlar, bana göre,henüz bakir olan meslek hastalıkları konusuna yönelecek ve bu gün işçi alacakları yönünden sarf ettikleri çabayı meslek hastalıklarına kaydıracaklardır.

İş güvenliğinde, hazırladığınız risk değerlendirme raporu , başınıza dert açabilir.

30.06.2012  Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile bu Kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmeliklerle  artık iş sağlığı ve güvenliği bağımsız bir yasal düzenlemeye kavuşmuş ve bir çok yenilik iş hayatına gelmiştir. Bunlardan en önemlisi,iş güvenliğinde "reaktif" dönemin sona ererek artık "proaktif" bir dönemin başlamasıdır.Bunun doğal sonucu olarak işverenler bir iş kazasının olmasını beklemeden, işyerlerindeki tüm tehlikeli önceden belirleyip, bu tehlikelerin doğurabileceği riskleri tanımlaması ve buna göre önceden tedbir alması gerekmektedir. Uygulamada buna risk analizi ve risk değerlendirmesi denilmektedir. 6331 sayılı Kanun'un 4/c maddesinde işverenin genel yükümlüğü başlığı altında  işverenin risk değerlendirmesi yapacağı veya yaptıracağı keza aynı Kanunun 10/1 maddesinde" İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür." denilmek suretiyle, risk değerlendirmesi yapılmasının zorunlu olduğu açık bir şekilde düzenlenmiştir. 6331 sayılı Kanun'un 26/ç maddesine göre ise,  risk değerlendirmesi yapmayan veya yaptırmayan işverene 2018 yılı için  aşağıdaki tablonun birinci bölümündeki cezalar, aykırılığın devam ettiği her ay için ise ikinci bölümündeki cezalar. Kanun Maddesinde Sözü Edilen Fiil 2018 Yılında Uygulanacak Ceza Miktarı (TL)                                                                                               (Yeniden Değerleme Oranı %14,47)   10 dan Az Çalışanı Olan İşyerleri 10-49 Çalışanı Olan İşyerleri 50-+ Çalışanı Olan İşyerleri   AZ TEHLİKELİ (Aynı miktarda) TEHLİKELİ (%25 artırılarak) ÇOK TEHLİKELİ (%50 artırılarak) AZ TEHLİKELİ (Aynı miktarda) TEHLİKELİ (%50 artırılarak) ÇOK TEHLİKELİ (%100 artırılarak) AZ TEHLİKELİ  (%50 artırılarak) TEHLİKELİ  (%100 artırılarak) ÇOK TEHLİKELİ (%200 artırılarak) 10/1 Risk değerlendirmesi yapmamak veya yaptırmamak. 4.641 5.801 6.961 4.641 6.961 9.282 6.961 9.282 13.923 TL 6.963 8.703 10.444 6.963 10.444 13.926 10.444 13.926 20.889 TL / Aykırılığın devamı halinde her ay  Görüldüğü gibi, risk değerlendirmesi yaptırmamak son derece ağır yaptırımı olan bir eylemdir. Risk değerlendirmesinin yapılıp yapılmadığı göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettişleri tarafından denetlenmekte ve idari para cezaları da müfettişler tarafından yapılan teftiş ve incelemeler sonucu verilmektedir. Bu yazımızda işverenlerin yanlış uyguladığı başka bir uygulama üzerinde durmak istiyoruz. Zira risk değerlendirmesi, işyerindeki muhtemel tehlikelerin neler olduğunu ve önlem alınmadığı takdirde hangi risklerin oluşacağını belirleyen raporlardır. Buna göre çok acil önlem alınması gereken tehlikeler yanında zaman içinde tedbir alınması gereken tehlikeler de raporda tek tek belirlenir. Söz konusu raporlarda mutlaka işverenin de imzası bulunur. Çünkü uzmanı tarafından hazırlanan bir risk değerlendirme raporundaki tehlikelerin ortadan kaldırılması yahut etkisinin azaltılması gibi önlemlerin alınmasında tek yetkili kişi işverenlerdir. Çünkü her tedbir, ayrıca bir maliyete katlanmayı da gerektirmektedir. Risk değerlendirme raporunun işverene imzalatılması, işverenin, işyerindeki muhtemel tehlikelerden ve doğabilecek risklerden haberdar olduğu ve önlem alması gerektiğini bildiği anlamına gelir. Bir işyerinde iş kazası meydana geldiğinde ise,kazanın şiddetine göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı(SGK) müfettişleri işyerinde inceleme yaptığı gibi, Cumhuriyet savcılıkları da şikayet üzerine,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89.maddesinde Suçun basit halinde verilecek ceza 3 aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.Ancak,mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, verilecek ceza %50 arttırılır. mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, verilecek ceza  bir kat artırılır. Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak,  suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. Yine iş kazası sonucu işçi ölmüş ise, Cumhuriyet Savcılıkları, Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesine göre soruşturma başlatır. Anılan maddede; taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişinin, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı" hükmü yer almaktadır. Kazanın işverenin bilinçli taksiri yahut olası kastı sonucu meydana gelmesi halinde ise, yukarıdaki maddeye göre belirlenen cezanın 1/3’ten 1/2 oranına kadar arttırılmasıyla tespit edilir. Bilinçli taksir, tedbirin alınmaması halinde sonucun meydana gelmesinin öngörülebilir olmasıdır. İş Kazaları yönünden konuyu incelediğimizde, iş güvenliği uzmanı ve oluşturulan ekip tarafından işyerindeki muhtemel tehlikeler belirlenerek, doğabilecek riskler öncelik sırasına göre  düzenlenen raporda işverenin bilgi,görgü ve onayına sunulduğuna göre, tedbir alınmaması durumunda kazanın meydana geleceği ve işçinin yaralanacağı/öleceği işverence öngörülmek durumundadır. Bu durum ise bilinçli taksirle ölüme/yaralamaya sebep olma suçunu oluşturabilecek ve  işveren bu kapsamda cezalandırılabilecektir. İş kazası meydana gelen işyerlerine, mahkemece oluşturulan keşif heyetine bilirkişi olarak çok kez katılımımız olmakta ve işverenlerce, kendilerinin kusurlu olmadığını teyit  anlamında, "biz risk değerlendirmesi yaptırdık" savunmasını sıklıkla görmekteyiz. İncelediğimiz raporlarda, meydana gelen kazada alınması gereken tedbirlerin tek tek sayıldığı,işverene imzalatıldığı,ancak buna rağmen tedbirin alınmadığını görmekteyiz.Böyle bir durum ne yazık ki durduk yere işverenin bilinçli taksir kapsamında cezalandırılmasına sebep olabilmektedir. Sonuç olarak, risk değerlendirme raporlarının sunulacağı makam Çalışma Bakanlığı müfettişleridir.Zira raporun hazırlanmaması idari para cezasını gerektirir. Şayet kaza sonrası mahkemelere bu raporlar sunulacak ise,mutlaka raporda yer alan öneri ve tedbirlerin harfiyen yerine getirilmesi gerekmektedir.

Özel Okullarda Çalışan Öğretmenlerin Kıdem Tazminatı Ve Diğer Hakları

Özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin çalışma koşulları ve hakları, bu husustaki temel Kanun olan 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine göre yürütülmektedir. 5580 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesinde,öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Anılan Maddede;" Kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır. Mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir. Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler, bütçe kanunlarıyla resmî okul öğretmen ve personeline sağlanan haklara denk olara2k okul öğretmenlerine ve personeline de ödenir. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelerden gelir vergisi kesilmez..." Şeklinde düzenleme yer almaktadır. Aynı madde, özel eğitim kurumlarında görev yapan, yönetici,öğretmen,uzman öğretici ve usta öğreticilerin sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu(yenisi 5510 sayılı Kanun) ile 4857 sayılı İş Kanununa tabi oldukları yönünde düzenleme içermektedir. Özel okul öğretmenleri, görevle ilgili işledikleri suçlar hakkında ayrıca,devlet memurlarının yargılanma usulünü düzenleyen 4483 sayılı Kanuna da tabidirler. Kural olarak özel okul öğretmenleri ile okul arasında imzalanan hizmet sözleşmesi en az bir yıl süreli olmak durumundadır.Bir yıldan az süreli sözleşmeler ancak mazeretleri nedeniyle okuldan ayrılan öğretmenlerin yerine alınacak olanlar ile okulların başka bir şahsa devredilmesi durumunda yapılabilmektedir. Öğretmen ile okul arasında imzalanan bu sözleşmeler uygulamada genellikle birer yıl olarak yapılmakta ve bu durum 4857 sayılı İş Kanununda tanımı yapılan belirli süreli sözleşme kapsamına girmektedir. Uygulamada sorun yaşanan durum da buradan çıkmakta, okul sahipleri, öğretmenin sözleşmesinin belirli süreli olduğu iddiası ile öğretmenin kıdem tazminatına hak kazanmadığını ileri sürmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu şekilde birer yıl olarak birden çok kez sözleşmenin imzalanmış olması, artık ortada bir zincirleme sözleşmenin olduğunu ve sözleşmenin baştan beri belirsiz süreli hale geldiğini ortaya koyar ve öğretmen kıdem tazminatına hak kazanır. Bilindiği gibi belirli süreli sözleşmeler, sözleşmenin ne zaman sona ereceğinin baştan belirlenerek sözleşmeye yazıldığı sözleşme türleridir. Taraflardan herhangi biri sözleşme bitim tarihinden önce herhangi bir irade beyanı ile sözleşmenin yenilenmeyeceğini karşı tarafa bildirmemişse, sözleşme kendiliğinden, belirlenen tarihte sona erecektir. Bu durumda öğretmenin kıdem tazminatına hak kazanacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı ile hüküm altına alınmıştır.Sözleşmenin bitim tarihinden önce,taraflardan herhangi birisi sözleşmenin yenilenmeyeceği yönünde bir irade ortaya koymuş ise bu durumda ise irade beyanında bulunan tarafa göre değerlendirme yapılmaktadır.Şayet okul idaresi bu fesih beyanında bulunmuş ise öğretmen yine kıdem tazminatına hak kazanacak, ancak öğretmen tarafından fesih beyanı yapılmış ise, sözleşmenin bizzat öğretmen tarafından feshedilmiş olması nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır. Özel okul öğretmenlerinin en çok yaşadığı sorunlardan birisi de, her yıl devlet okullarındaki öğretmenlere verilen eğitim öğretim tazminatları ile ilgilidir.Zira 5580 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesine göre,özel okullarda eğitim-öğretim hizmeti yapanlara,dengi  resmi okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyecektir. Ne varki bir çok özel okulda görevli öğretmenin banka hesabına, okul tarafından, eğitim öğretim tazminatları yatırılmakta ve öğretmen tarafından bu paralar çekilerek geri okula iade edilmek suretiyle kanunun amir hükmü dolanılarak yerine getirilmiş olmaktadır. Aksi halde sözleşmenin feshi yahut mobbinge tabi olacağını bilen öğretmen, istemese de buna boyun eğmektedir.Bu durum çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin moral ve ruh durumunu sarsacak niteliktedir.

Kısmi Süreli Çalışan İşçilerin Kıdem-İhbar Ve Yıllık İzin Hesabı

Kısmi süreli çalışma, kamuoyunda, part-time,eksik çalışma şeklinde bilinmekte olup,4857  Sayılı İş Kanunu'nun 13.maddesinde düzenlenmiştir.Kısmi süreli çalışmanın tanımı ve özelliklerine ilişkin geçen yazılarımızda ayrıntılı bilgi verilmiştir. Bu yazımızda, uygulamada çok sık hata yapılan hususlara değinilecektir.Kısmi çalışan işçinin yıllık izin süresi ve ücreti ile  ihbar ve kıdem tazminatı hususunda  çok hata yapılmaktadır. KISMİ SÜRELİ İŞÇİNİN YILLIK İZİN SÜRESİ HESABI Sözleşme türleri bakımından işçiler arasında ayrım yapılamayacağından, kısmi süreli çalışan işçinin kıdem süresi de  tam süreli çalışan işçi gibi  dikkate alınmak ve yıllık ücretli izin hakkının bu kıdeme göre hesaplanması gerekmektedir.Kısmı süreli çalışan işçinin yıllık ücretli izin süresi,tam süreli işçi ile aynı süreyi kapsamakla birlikte,sözleşmede belirtilen çalışma günlerinde işe gelmemek suretiyle işçi iznini kullanmış olur.Örnek;haftada bir gün 3 saat çalışmak suretiyle kısmi süreli yapan bir işçinin 3 yıllık kıdemi varsa,14 gün izne hak kazanır.Ancak bu 14 güne tekabül eden günlerde(yani iki gün) işe gelmemek suretiyle yıllık iznini kullanmış olur. İş Sözleşmesi devam ettiği sürece işçiye izin ücreti ödenemez.Ancak sözleşmemin sona ermesi halinde kullanmadığı yıllık izin hakkının ücreti tam süreli gibi hesaplanıp,kısmi süreli çalıştığı güne tekabül eden kısmı üzerinden ödenir.Örnek;haftanın ilk  üç günü günde üç saat çalışan işçinin 14 günlük izin alacağı varken işten ayrıldığı varsayıldığında;    Birinci 7 günde 3 günx3 saat=9 saat,    İkinci 7 günde   3 günx3 saat=9 saat,olmak üzere toplam 18 saatlik izin ücreti hesaplanacaktır.Ücretin asgari ücret olduğu varsayılırsa; 2.029,50/30/7,5x18=162,36 TL. brüt izin ücreti hesaplanacaktır. KISMİ SÜRELİ İŞÇİNİN İHBAR TAZMİNATI HESABI Kısmı süreli çalışan işçiye, ihbar süresi tanınmayarak bu süreye ilişkin ücreti ödenmek suretiyle sözleşme sona erdirilecek ise,işçinin işyerindeki kıdem süresinin tespitinde fiilen çalıştığı süreler birleştirilmek suretiyle değil, sözleşmenin başlangıç ve bitiş tarihleri arasındaki süre göz önünde bulundurulacaktır. Örnek, 01.01.2011-31.12.2017 döneminde haftanın 6 günü günde 2 saat çalışan işçinin ihbar tazminatı; Kıdem süresi 5 yılı aştığından ihbar tazminatı 8 hafta üzerinden hesaplanacaktır. En son aldığı ücretin asgari ücret olduğu varsayılırsa, saat ücreti:2.029,50/30/7,5=9,02 TL. olarak,günlük ücreti de 2x9,02=18,04 TL. olarak tespit edilerek brüt ihbar tazminatı,7x8x18,04=1.010,24 TL. olarak hesaplanacaktır.Bu tutardan gelir ve damga vergisi kesilecek ancak sigorta primi kesilmeyecektir. KISMİ SÜRELİ İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI HESABI Kıdem tazminatı yönünden yapılacak hesaplamada kıdem süresi,ihbar tazminatı gibi dikkate alınacaktır.Örnek;27.11.2013 tarihinde işe başlayan ve 31.01.2018 de sözleşmesi feshedilen,haftanın 6 günü günlük 3 saat çalışan ve son ücreti asgari ücret olan bir işçinin kıdem tazminatı şu şekilde hesaplanacaktır:       Kıdem süresi; 31.01.20018-27.11.2013 arasında geçen 4 yıl 2 ay 4 gündür.       Aylık çalışma süresi;3x30=90 saattir.       Saat ücreti; 2.029,50/30/7,5=9,02 TL.       Aylık ücreti;90x9,02=811,80 TL.       4 yıllık tazminat:811,80x4=3.247,20 TL.       2 aylık tazminat:811,80/12x2=135,30 TL.       4 günlük tazminat:811,80/365x4=8,89 TL.       Toplam tazminat:3,247,20+135,30+8,89=3,391,39 TL.   Bu tutardan binde 7,59 damga vergisi  dışında herhangi bir kesinti yapılmayacaktır.

Torba Kanun İle İşverenlere Müthiş Teşvikler Geldi (Iı)

7103 sayılı Kanun'un  43.maddesi ile, 4447 sayılı Kanun'a  eklenen geçici 20.madde  de;"  2017 yılında SGK'na verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalı sayısı ortalaması 1 ila 3 olan, imalat sektöründe faaliyet gösteren ve bu sektörde ustalık belgesi sahibi olunan özel sektöre ait işyerlerince, işe giriş tarihi itibarıyla 18 yaşından büyük ve 25 yaşından küçük sigortalılardan ve Kuruma kayıtlı işsizler arasından olmak kaydıyla 01/01/2018 tarihinden itibaren sigortalı olarak işe alınanların; işe girdikleri aydan önceki üç aylık sürede toplam on günden fazla (işçi veya memur olarak) Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmemiş olmaları ve isteğe bağlı sigortalılık hariç, bağ-kur kapsamında sigortalı olmamaları, 2017 yılında işyerinden bildirilen sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları kaydıyla, işe alındıkları tarihten 2018 yılı Aralık ayı/dönemine kadar geçerli olmak üzere, prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı tutarında bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri tüm primlerden mahsup edilmek suretiyle işverene prim desteği sağlanır.Destek kapsamındaki sigortalılar için belirtilen prim desteğiyle birlikte 2018 yılı Aralık ayına/dönemine kadar geçerli olmak üzere; sigortalının destek sağlanan aya ilişkin prim ödeme gün sayısının 53,44 Türk lirası ile çarpılması sonucu bulunacak tutar, ücret desteği olarak Kurum tarafından işverene ödenir.Bu madde kapsamına giren işyerleri en fazla iki sigortalı için destekten yararlanır. Bu madde kapsamında Fon tarafından işverene sağlanan, sigortalı hissesine karşılık gelen destek tutarının sigortalıya ödenmesi işverenden talep edilemez." Geçici 20.maddenin geçici 19.maddeden farkı; işveren yönünden; 2017 yılında sigortalı ortalamasının 1 ila 3 arasında olması, yani 3 sigortalıyı geçmemesi, sadece imalat sektörüne uygulanacak olması,işe alınan kişinin18 yaşından büyük 25 yaşından küçük yaşta olması, en fazla iki sigortalı işin destekten yararlanma imkanının olması şeklinde sayılabilir. Teşvik tutarı, önceki günkü örneğimizde belirtilen alt sınır aylık ücrete göre hesaplanan prim tutarı kadar olacaktır. Ancak geçici 20.maddedeki en önemli başka bir düzenleme her ay bildirilen sigortalının prim ödeme gün sayısının her günü için 53,44 TL. tutarında işverene ayrıca ücret desteğinin de sağlanmış olmasıdır. Buna göre bir önceki örneğimizdeki sigortalı ay içinde 30 gün çalışmış ve prim gün sayısı 30 olarak SGK'ya bildirilmiş ise işverene  o ay için sağlanacak prim desteği olan 700,17 TL. yanında 53,44x30=1.603,20 TL.de ücret desteği sağlanacaktır. Bu tutar aslında asgari ücret üzerinden bir işçiye ödenecek net ücret tutarıdır. Böylece 2017 yılında imalat sektöründe 1 ila3 arasında işçi çalıştıran işyerleri, iş kura kayıtlı işsizler arasından ustalık belgesine sahip kişileri işe aldığında,sigorta primi,ücret  vb. hiçbir maliyeti olmayacaktır. Bu şekilde küçük imalatçılara bir yıl süre ile ve iki işçi devlet tarafından bedava tahsis edilmiş olmaktadır. Nitekim aynı Kanunun  44 ncü maddesi ile 4447 sayılı Kanun'a eklenen geçici 21.maddende de; "geçici 19 ve 20.maddeler kapsamında işe alınanların ücretlerinin,, ilgili yılda uygulanan asgarî ücretin aylık brüt tutarının prim ödeme gün sayısına isabet eden tutarı üzerinden hesaplanan gelir vergisinin asgarî geçim indirimi uygulandıktan sonra kalan kısmı, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin edilir. Bu madde kapsamında yapılan ücret ödemelerine ilişkin düzenlenen kâğıtlara ait damga vergisinin aylık brüt asgarî ücretin prim ödeme gün sayısına isabet eden kısmı beyan edilmez ve ödenmez. Bu maddeyle sağlanan vergi teşvikleri 2020 yılı Aralık ayı aşılmamak üzere, teşvik kapsamına giren çalışanlar için 12 ay süreyle uygulanır. Ancak bu süre; işe giriş tarihi itibarıyla teşvik kapsamına giren; 18 yaşından büyük kadın, 18 yaşından büyük 25 yaşından küçük erkek çalışanlar ile Kuruma engelli olarak kayıtlı sigortalılar için 18 ay olarak dikkate alınır. " denilmek suretiyle işçilerden kesilmesi gereken gelir vergisi  ve damga vergisi de devlet tarafından karşılanmış olmaktadır.

Torba Kanun İle İşverenlere Müthiş Teşvikler Geldi

27.03.2018 günlü  2nci mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 7103 sayılı Kanun ile çok önemli  düzenlemeler yapıldı.İşyerine ilave işçi alan,yahut yeni bir işyeri kurup işçi alan işverenlere müthiş prim ve vergi desteği getirildi. Çok önemli olan bu teşvikler hakkında işverenlere bilgi vermek istiyorum. 7103 sayılı Kanun'un  42.maddesi ile, 4447 sayılı Kanun'a  eklenen geçici 19.madde ile;" İş Kur'a kayıtlı işsizler arasından 01/01/2018 ila 31/12/2020 tarihleri arasında özel sektör işverenlerince  işe alınan işçilerin, işe girdikleri aydan önceki üç aylık sürede toplam on günden fazla  sigortalı olarak SGK'na  bildirilmemiş olmaları( işçi veya memur olarak) ve isteğe bağlı sigortalılık hariç Bağ-Kur sigortalısı olmamaları,   işe alındıkları yıldan bir önceki takvim yılındaki  bildirilen sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları kaydıyla, işyerinin imalat veya bilişim sektöründe faaliyet göstermesi halinde ilgili döneme ait günlük brüt asgarî ücretin sigortalının prim ödeme gün sayısıyla çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçmemek üzere, sigortalının  prime esas kazançları üzerinden(brüt ücreti üzerinden) hesaplanan sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı tutarında; işyerinin diğer sektörlerde faaliyet göstermesi halinde sigortalının prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı tutarında, her ay bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri tüm primlerden mahsup edilmek suretiyle işverene prim desteği sağlanır. Destek kapsamına giren sigortalılar için 2020 yılını aşmamak üzere 12 ay süreyle uygulanır. Ancak bu süre; işe giriş tarihi itibarıyla 18 yaşından büyük kadın, 18 yaşından büyük 25 yaşından küçük erkek sigortalılar ile Kuruma engelli olarak kayıtlı sigortalılar için 18 ay olarak uygulanır.01/01/2018 ila 31/12/2020 tarihleri arasında SGK'da tescil edilen (yeni)işyerleri ve daha önce tescil edildiği halde ortalama sigortalı sayısının hesaplandığı yılda sigortalı çalıştırılmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumuna aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar prim hizmet beyannamesi vermeyen işyerleri, bu maddede belirtilen şartlar sağlanmak kaydıyla, 01/01/2018 tarihinden sonra ilk defa sigortalı bildiriminde bulunulan ayı takip eden üçüncü aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinden itibaren destekten yararlandırılır." Yapılan bu düzenleme ile 01.01.2018 tarihinden başlamak üzere üç yıl boyunca imalat ve bilişim  sektöründe yeni istihdam edilecek işçilere ilişkin sigorta primleri işçinin tam çalıştığı aylar için aylık 2.209,50 TL.yi geçmemek kaydıyla işsizlik sigortası fonundan karşılanacaktır.Örneğin 4.000 TL. brüt ücreti olan bir işçiyi istihdam eden işveren; %20,5 olan(4.000x0,205=)820 TL. işveren hissesini, %14 olan (4.000x0,14=)560 TL. işçi hissesini kuruma ödemeyecektir. Böylece işçiye 560 TL., işverene 820 TL. olmak üzere toplam 1380 TL. destek sağlanmış olacaktır. Toplam destek tutarı 2.029,50 TL.ye kadar olan  imalat ve bilişim sektöründeki işçilerin aylık prim desteği sağlanacaktır. Bu desteğin süresi işçi bazında olup, 01.01.2018-31.12.2020 döneminde işe alınan işçiler için  12 ay ile sınırlıdır. İmalat ve bilişim sektörü dışındaki işçiler yönünden sağlanacak destek tutarında sınırlama yapılmış olup, işçiye verilen ücret kaç lira olursa olsun, destek tutarı alt sınır prime esas kazanç üzerinden hesaplanacaktır. Yukarıdaki örneğimizdeki 4.000 TL. brüt ücret alan işçi,şayet bilişim ve imalat sektörü dışındaki bir işyerine alınmış ise, bu defa işveren hissesi 2.029,50X0,205=416,04 TL., işçi hissesi 2.029,50x0,14=284,13 TL. olmak üzere  tam çalışılan aylarda toplam 700,17 TL. ile sınırlı olacaktır. Başka bir husus işe alınan işçilerin 18 yaşından büyük kadınlar ile 18-25 yaş arasındaki erkek kişiler olması durumunda 12 ay süre ile yapılacak destek 18 ay süre ile yapılacaktır. İlk defe 01.01.2018-31.12.2020 tarihleri arasında sigortalı çalıştırmaya başlanılan bir işyeri açılması ile daha önce SGK'ya tescil edilmiş olmakla birlikte sigortalı bildirilmeyen işyerleri,sigortalı bildirilmeye başlanılan ayı takip eden üçüncü aydan itibaren 12 ve 18 ay süre ile yukarıda belirtilen desteklerden yararlanacaktır. Devam eden işyerleri açısından bu destekten yararlanmanın koşulları incelendiğinde, işe alınan işçilerin, işe girdikleri aydan önceki üç aylık sürede en fazla 10 günlük sigortalı bildiriminin bulunması  gerekmektedir. Yine işe alındıkları yıldan bir önceki takvim yılında bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınmış olması gerekmektedir. Örnek; 01.03.2018 tarihinde işe alınan bir işçinin;2017aralık, 2018/ ocak ve şubat aylarında herhangi bir işyerinden en fazla 10 gün süre ile sigortalı bildirilmiş olması, işçiye ilişkin koşul iken,  işverenin 2017 ocak-aralık döneminde her ay SGK'ya bildirdiği işçi sayılarının toplanıp 12 ye bölündüğünde yeni işe alınan kişinin ortaya çıkan bu sayının  üzerinde işe alınmış kişi olması da işyerine ilişkin koşuldur. DEVAMI VAR

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »