Korkuyorsunuz demiii…

Böyle bir soruyu bize kim sormuş olabilir? Ben cevabı konusunda bir örnek vermek istemiyorum ama eminim sizin aklınıza onlarca cevap gelebilir.

Lafı fazla uzatmadan tahmin bile edemeyeceğiniz cevabı fazla merak etmeden vereyim. Bana bu soruyu kim sordu biliyor musunuz?

Bir SURİYELİ!

Evet, yanlış duymadınız bir Suriyeli

Çevresindeki evlerin hemen tamamı Suriyelilere verildiği için hiç tasvip etmesem de bir yakınımız evini Suriyeli bir aileye kiraya veriyor. Birkaç gün önce evden bazı eşyaları almak için gittiğimizde 4 odalı evin her odasından karnı burnunda 3-4 kadın ve bir sürü çocuk çıktı.

Sözde evin reisine, ‘Kaç çocuğun var’ dediğimde aldığım cevap beni deliye döndürdü.

19!

19 çocuğum var bu ev dar geldiği için başka bir semtte bir ev daha tuttum.  Hedefim 40 çocuk sahibi olmak!

Ben sinirli bir şekilde elimi kolumu sallayınca adamın pişkin pişkin yüzüme bakıp sarf ettiği kelime karşısında yemin ediyorum kendimi zor tuttum.

KORKUYORSUNUZ DEĞİL Mİ?

Ve hala alay eder gibi konuşmasını sürdürdü, “Siz bizden korkuyorsunuz. Siz karılarınızdan da korkarsınız! Çok fazla çocuk yapamazsınız…

Sorduğu soruya o anda cevap veremedim.

Dışarı çıkıp ellerimi başımın arasına alıp düşünce kendi kendime hoşuma gitmese de cevap verdim!

Korkuyor musunuz?

Evet, niye yalan söyleyim ben şahsım adına söylüyorum, KORKUYORUM

Bu gün bile sayıları milyonları bulan bu asalakların bir gün gelip bizim nüfusumuzu geçmesinden KORKUYORUM…

Bizim evlatlarımız bunların sınırında savaşıp şehit olurken bu itlerin bizim her karışı şehit kanı ile sulanmış ve binlerce şehidimizin yattığı topraklarımıza çöreklenip sahiplenmeye çalışacakları endişesinden KORKUYORUM

Bizim saçının tek bir teline zarar gelmesine dayanamadığımız yavrularımızın bu şerefsizlerin saldırılarına maruz kalmalarından dolayı KORKUYORUM…

Bir evde nikâhsız ahlaksızca 4-5 kadın ile sözüm ona evli olan bu sapıkların semtin en kalabalık yerlerinde bu cesareti nereden alıyorlarsa kadına kızlara sarkıntılık etmesinin boyutlarının Allah korusun daha yüksek boyutlara ulaşmasından KORKUYORUM

Korkularımız çok! Siz ne düşünürsünüz bilemem ama ben bu durumun ilerde başımıza çok büyük sorunlar getireceğinden korkuyorum.

Dünyanın hiçbir ülkesi bu tür asalakları almazken, bizim (Hasta, yaşlı, kadın, çocuk ve gerçek savaş mağduru mazlumlar hariç) hepsine akıl almaz imkanlar sunmamamızın ilerde bizleri ekonomik açıdan nasıl zora sokacağı düşüncesinden KORKUYORUM.

Şehrin en güzel yerlerine açtıkları iş yerleri ile hiçbir vergi veya benzeri sorumlulukları olmadan günlerini gün ederken bizim dar gelirli esnafımızın kapattığı kepenk sayısının artmasından korkuyorum.

Allah aşkınıza artık bu işe bir çözüm bulun. Allah rızası için biz ENSAR olduk ama kabul edin ki onlar gerçek bir MUHACİR olamadılar…

Ya hiç mi hesap kitap yapan yok. Bir evde tek bir kimlikle 4 kadın ile birlikte evli görünen bir adam. 19 çocuk, 4 karısının karnı burnunda. Ve hedefinin 40 çocuk olduğunu utanmadan söyleyebilen bir kişi.

Ve bu bir kişiden ne yazık ki yüzbinlerce var.

Düşünün her birinin hedefi 40 çocuk olursa fazla değil 15-20 yıl sonra ülkenin durumu ne olur.

Bunlara harcanan para ile inanın bizim ülkemizin tarımı o kadar güzel kalkınır ki ne dışardan bir şey almak zorunda kalırız, ne de çiftçilerimizi tarlalarını sattırmak zorunda bırakırız.

Ha birde aklıma takılan en büyük soru?

Türkiye de 2 veya 3 çocuğu ile borç harç ay sonunu getiren, akrabalarının çocuklarının ufalanları ile kendi çocuklarını büyüten, eti bayramdan bayrama gören kendi vatandaşımız aldığı asgari ücret ile evini geçindirmekte zorlanırken bu insan iki ev, 4 karı, 19 çocuk nasıl geçiniyor?

Bizim dar gelirlimiz mangal partili bir pikniği hayal bile edemezken bu soytarılar hemen her gün parklarda nargileli mangal partilerini nasıl yapabiliyor?

Valla ben bilmem… Sözün özü ben KORKUYORUM arkadaşlar hem de çok KORKUYORUM.

Rabbim hakkımızda hayırlısını versin ve bizi dış güçlerin dış düşmanların hainlikleri ile birlikte kapılarımızı açtığımız dost gibi görünen insanların hain saldırılarından korusun…

YORUM YAZIN

Yazarın Diğer Yazıları

Korkuyorsunuz demiii…

Böyle bir soruyu bize kim sormuş olabilir? Ben cevabı konusunda bir örnek vermek istemiyorum ama eminim sizin aklınıza onlarca cevap gelebilir. Lafı fazla uzatmadan tahmin bile edemeyeceğiniz cevabı fazla merak etmeden vereyim. Bana bu soruyu kim sordu biliyor musunuz? Bir SURİYELİ! Evet, yanlış duymadınız bir Suriyeli… Çevresindeki evlerin hemen tamamı Suriyelilere verildiği için hiç tasvip etmesem de bir yakınımız evini Suriyeli bir aileye kiraya veriyor. Birkaç gün önce evden bazı eşyaları almak için gittiğimizde 4 odalı evin her odasından karnı burnunda 3-4 kadın ve bir sürü çocuk çıktı. Sözde evin reisine, ‘Kaç çocuğun var’ dediğimde aldığım cevap beni deliye döndürdü. 19! 19 çocuğum var bu ev dar geldiği için başka bir semtte bir ev daha tuttum.  Hedefim 40 çocuk sahibi olmak! Ben sinirli bir şekilde elimi kolumu sallayınca adamın pişkin pişkin yüzüme bakıp sarf ettiği kelime karşısında yemin ediyorum kendimi zor tuttum. KORKUYORSUNUZ DEĞİL Mİ? Ve hala alay eder gibi konuşmasını sürdürdü, “Siz bizden korkuyorsunuz. Siz karılarınızdan da korkarsınız! Çok fazla çocuk yapamazsınız… Sorduğu soruya o anda cevap veremedim. Dışarı çıkıp ellerimi başımın arasına alıp düşünce kendi kendime hoşuma gitmese de cevap verdim! Korkuyor musunuz? Evet, niye yalan söyleyim ben şahsım adına söylüyorum, KORKUYORUM… Bu gün bile sayıları milyonları bulan bu asalakların bir gün gelip bizim nüfusumuzu geçmesinden KORKUYORUM… Bizim evlatlarımız bunların sınırında savaşıp şehit olurken bu itlerin bizim her karışı şehit kanı ile sulanmış ve binlerce şehidimizin yattığı topraklarımıza çöreklenip sahiplenmeye çalışacakları endişesinden KORKUYORUM… Bizim saçının tek bir teline zarar gelmesine dayanamadığımız yavrularımızın bu şerefsizlerin saldırılarına maruz kalmalarından dolayı KORKUYORUM… Bir evde nikâhsız ahlaksızca 4-5 kadın ile sözüm ona evli olan bu sapıkların semtin en kalabalık yerlerinde bu cesareti nereden alıyorlarsa kadına kızlara sarkıntılık etmesinin boyutlarının Allah korusun daha yüksek boyutlara ulaşmasından KORKUYORUM… Korkularımız çok! Siz ne düşünürsünüz bilemem ama ben bu durumun ilerde başımıza çok büyük sorunlar getireceğinden korkuyorum. Dünyanın hiçbir ülkesi bu tür asalakları almazken, bizim (Hasta, yaşlı, kadın, çocuk ve gerçek savaş mağduru mazlumlar hariç) hepsine akıl almaz imkanlar sunmamamızın ilerde bizleri ekonomik açıdan nasıl zora sokacağı düşüncesinden KORKUYORUM. Şehrin en güzel yerlerine açtıkları iş yerleri ile hiçbir vergi veya benzeri sorumlulukları olmadan günlerini gün ederken bizim dar gelirli esnafımızın kapattığı kepenk sayısının artmasından korkuyorum. Allah aşkınıza artık bu işe bir çözüm bulun. Allah rızası için biz ENSAR olduk ama kabul edin ki onlar gerçek bir MUHACİR olamadılar… Ya hiç mi hesap kitap yapan yok. Bir evde tek bir kimlikle 4 kadın ile birlikte evli görünen bir adam. 19 çocuk, 4 karısının karnı burnunda. Ve hedefinin 40 çocuk olduğunu utanmadan söyleyebilen bir kişi. Ve bu bir kişiden ne yazık ki yüzbinlerce var. Düşünün her birinin hedefi 40 çocuk olursa fazla değil 15-20 yıl sonra ülkenin durumu ne olur. Bunlara harcanan para ile inanın bizim ülkemizin tarımı o kadar güzel kalkınır ki ne dışardan bir şey almak zorunda kalırız, ne de çiftçilerimizi tarlalarını sattırmak zorunda bırakırız. Ha birde aklıma takılan en büyük soru? Türkiye de 2 veya 3 çocuğu ile borç harç ay sonunu getiren, akrabalarının çocuklarının ufalanları ile kendi çocuklarını büyüten, eti bayramdan bayrama gören kendi vatandaşımız aldığı asgari ücret ile evini geçindirmekte zorlanırken bu insan iki ev, 4 karı, 19 çocuk nasıl geçiniyor? Bizim dar gelirlimiz mangal partili bir pikniği hayal bile edemezken bu soytarılar hemen her gün parklarda nargileli mangal partilerini nasıl yapabiliyor? Valla ben bilmem… Sözün özü ben KORKUYORUM arkadaşlar hem de çok KORKUYORUM. Rabbim hakkımızda hayırlısını versin ve bizi dış güçlerin dış düşmanların hainlikleri ile birlikte kapılarımızı açtığımız dost gibi görünen insanların hain saldırılarından korusun…

Ahırlı için hayırlı olsun

31 Mart seçim sürecini hayırlısı ile geride bıraktık. Şimdiye kadar hep verilen vaatleri dinledik, yapılanları dinledik, yapılacakları dinledik. Ama bu süreden sonra yapacağımız tek şey yapılan vaatlerin, verilen sözlerin ne kadarının yerine getirildiğinin takipçisi olmak. Ben konumum gereği bu yazımda sadece Ahırlı ilçesi seçimlerini değerlendirmek ve yaşananları dile getirmek istedim. Öncelikle seçim yarışına katılan Ak Parti Adayı İsa Akgül’e, BBP Adayı Mustafa Öncü’ye, İyi Parti Adayı Ceylan Arslan’a ve DP Adayı Vehbi Özalp’a çıktıkları bu yolda verdikleri mücadelen dolayı teşekkür ediyorum. 4 Aday yarıştı ama sonuçta bir aday ipi göğüsledi ve başkanlığı kazandı. Ben bu vesile ile mevcut başkanımız olan ve yeniden görevi kazanan İsa Akgül kardeşime ve Ak Parti Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Mehmet Tugay kardeşime bir kez daha başarılar diliyorum. İnşallah geçmiş dönemde yaşanan hatalar veya olumsuzlukla bu dönemde bir kez daha yaşanmaz. Ben kesinlikle seçimlerin sonucuna, alınan oylara değinmek istemiyorum 1 oy fark olsa da bin oy fark olsa da değişen bir şey yok. Yarıştılar kazandılar. Ama bunu kesinlikle bir ZAFER olarak görmeyin çünkü ZAFER sadece savaşlarda kazanılır. Biz Savaş değil Seçim yaptık onun için zafer değil de başarı diyelim. Yıllardır Ahırlı için elimden ne geliyorsa yaptım bundan sonrada aynı şevk ve heyecan içerisinde yapacağım. Önce bir Ahırlılı sonra bir gazeteci olarak yapılan iyi işlerin de yanlış işlerin de takipçisi olacağım. Önümüzde 5 yıl gibi uzun bir süre var, Ahırlı ve mahalleleri için neler yapılacak, hep birlikte tanık olacağız. Umarım sayın başkanımız seçimlerden birkaç gün önce yaptığı konuşmada, “Bizler ile birlikte olmayan arkadaşlar hiç kusura bakmasın. Bundan sonra istedikleri olmayacak” sözünü hayata geçirmez. Bunu da özellikle takip edeceğim. Son olarak değinmek istediğim bir önemli konu ise seçimlerden birkaç saat sonra yaşanan ve hiç hoş olmayan olaylar. Aylarca mitinglerde verilen birliktelik mesajları ile kazansak ta kaybetsek te yine birliğiz söylemleri ile hiç ama hiç bağdaşmayan olaylar bizleri seçimlerden sadece bir kaç saat sonra yaralamaya yetti. Seçimlerin ardından ben ilk olarak Mehmet Tugay kardeşimi daha sonra İsa Akgül beyi arayarak tebrik ettim ve “Şimdiye kadar bir rakiptik bundan sonra yine aynı bölgenin insanı olarak kalacağız. Yine Ahırlı için çalışacağız yine Ahırlı için birlik olacağız. Sizlere bir kez daha başarılar diliyorum” dedim. Kendileri de bu dileklerimden çok mutlu olduklarını ifade ettiler. Peki, seçimlerden birkaç saat sonra ne oldu? Bizler seçimi kaybeden Büyük Birlik Partisi Adayı arkadaşımız Mustafa Öncü’nün evine geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk. Sadece bizler değil belki yüze yakın erkekli bayanlı sevenleri kendisini evinde ziyarete gelmişti. Bizler Mustafa Öncü ile sohbet ederken dışarda bir anda bağırmalar korna sesleri gelmeye başladı. Seçim sonucunu kutlamak için Akkise’ den çıkan onlarca araç konvoyu, Çiftlik ve Kayacık’ı geçtikten sonra Karacakuyu Mahallesi’nde ki ana yoldan Ahırlı’ya gitmek yerine Mustafa Öncü beyin evinin bahçesinden geçen içerdeki dar bir yola girerek kesinlikle doğru olmayan bir hareket yaptılar. Konvoyda bulunan araç içerisindeki şahıslar korna yapmaya camları açıp slogan atmaya başlayınca haklı olarak evlerindeki misafirler ile ilgilenen bayanlar araçlara tepki gösterdi. Ben tam o anda dışarda idim. Ve konvoyda ki bazı arkadaşlara, ‘Ya evin önünde küfür eder gibi korna yapıp slogan atmayın ayıp oluyor. Bir kere bu sokağa girmeniz zaten hata bir de ortalığı germeyin bir an evvel gidin’ dememe rağmen konvoyda ki arkadaşlar ne yazık ki gitmek yerine araçlardan inerek olmadık hakaret etmeye başladı. Tabi bu kavgaya o anda evde bulunan herkes müdahil oldu. Bir anda ortalık savaş alanına döndü. Ağza alınmayacak küfürler, yapılan hakaretler, insanları iteleyip kakalamalar herkesi çileden çıkardı. Hele hele orada bulunan bazı hatırlı büyük kişilere yapılan küfürler hiç ama hiç olmadı. Ya Allah aşkınıza bu nasıl bir kutlama. Birkaç gün öncesine kadar yapılan süslü konuşmalar ne çabuk unutuldu. Hani kardeştik? Hani tek bir bütündük? Hani seçimlerden sonra da hepimiz yine kardeştik? Ne oldu size böyle birden bire. Ben o arada ilk olarak İsa Akgül beyi aradım ve durumu anlattım çok büyük olaylar çıkmadan olaya müdahale etmesini istedim. Ama Allah razı olsun İsa Bey birkaç önce verdiği sözü birkaç saat içerisinde unuttu ve bırakın oraya gelmeyi. Olayın üzerinden saatler geçmesine rağmen Mustafa Öncü Beyi arayıp geçmiş olsun deme nezaketinde bile bulunamadı. Demek ki söylenen sözlerin hiç birisinin aslı astarı yokmuş. Siz daha ilk gün bile olmadan sözlerinizi unutursanız insanların size olan güveni sarsılır. İlk gün değil daha ilk saatlerde böyle davranır ve mahalleler arasında ikilik çıkarmaya çalışırsanız vatandaşın size olan sevgisi, saygısı olmaz. Ve ne olur bu dönem bari geçmiş dönemde yaptığınız hataları yapmayın, yanınızda yer alan ve kraldan çok kralcı olan kişilerin yalan yanlış doldurmaları ile size oy veren vermeyen vatandaşlar ile aranızda soğukluk çıkarmayın. Ben bir kez daha Mustafa Öncü kardeşime, ailesine ve sevenlerine yaşanan bu olaylardan dolayı geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. ‘Ben Ahırlı Milliyetçisiyim’ diyen herkese de buradan bir sözüm olacak; Gelin Ahırlı’ya sahip çıkın. Eğer sizler oturduğunuz yerden kalkmaya üşenip Ahırlı için bir şeyler yapma gayreti içerisinde olmaz iseniz hiç kusura bakmayın Ahırlı diye bir yer kalmayacak. Benden söylemesi…

İnsanlığın bitmediği yer…

Hani eskiler derdi ya, ‘Ev alma komşu al’ diye.  Çok güzel bir temenni olmasına rağmen günümüzde ne yazık ki bu deyim hayata geçirilmesi çok uzak bir ifade oldu. Belki uzun yıllardır hemen hepimiz bu güzel temenniye bir özlem duymuşuzdur. Bırakın aynı mahallede komşuların birbirlerini tanımalarını neredeyse 3-5 katlı bir binada yaşayan insanların bile birbirlerinin isimlerini bilmediği bir günde benim son birkaç gün içerisinde yaşadıklarım benim açımdan bu olumsuz tüm tezleri çürüttü. Nasıl mı? Oğlum koçum Emre’nin düğün tarihi yaklaştıkça tüm ev halkımızı bir mutluluk bir sevinç, tatlı bir telaş heyecanı sarmıştı. Kızlarım, kardeşlerinin çeyizlerini, dürüsünü hazırlama telaşında iken, eşim dünürleri ağırlama çabası içerisinde iken, yakın akrabalarımız bizlere destek olma çabaları içerisinde iken ben düğün davetiyelerini dağıtma yorgunluğunda iken tüm sevinçlerimiz bir anda hüzne döndü. Eşim belki biraz stresten belki biraz yorgunluktan bir haftadır rahatsızdı. Son olarak geçtiğimiz Salı günü gece daha çok ağırlaşan eşimi özel bir hastaneye götürdük. Hastanede tahlil, röntgen, serum, iğne derken gece saat 04.30 olmuştu. Özel hastanede çekilen ultrason sonuçlarını beklemeden doktorlar bizi taburcu etti ve sabaha karşı eve geldik. Ve sabahleyin çıkacak olan Ultrason sonuçlarını beklemeye başladık. Sabah cep telefonu ile aldığımız sonuçları bende değerli dostum Beyhekim Hastanesi Başhekimi Dr. Abdülcelil Kalem’e gönderdim. Celil Hoca sonuçların çok riskli olduğunu bu sonuçlara göre hastaya kesinlikle acil müdahale edilmesi gerektiğini söyleyince şok olduk. Çünkü sonuçlara göre eşimin akciğerlerine kan pıhtı atmıştı ve oldukça büyük ölçüde olan pıhtının her an için ikinci bir hamlesinin gelebileceği ve onunda direk kalbe veya beyne atacağı ihtimali idi. Celil Hocam eşimin bir an evvel hastaneye getirilmesini ve acil müdahale edilmesi gerektiğini söyleyince hemen 112 Acil Sağlık Ekiplerini aradım ve oldukça kötü durumda olan eşimi kızım Melek ile hazırlamaya başladık. Ben bir taraftan eşim ile ilgilenirken annesinin durumunun ağır olduğunu gören kızım Meleğin aniden yükselen tansiyona bağlı olarak ağzından ve burnundan aşırı derecede kan gelmeye başladı, lavaboya koştu ve oraya yığıldı kaldı. Bir taraftan eşimin bağırmaları, diğer taraftan kızımın kanlar içerisinde yerde çırpınması karşısında o kadar çaresiz kaldım ki o anda evde misafir olan eşimin kardeşi apartmana çıktı ve komşulardan yardım istemek için bağırmaya başladı. Sabahın erken saatlerinde evin içerisi bir anda komşular ile doldu. O komşular ki işte insanlığın bitmediği yerin kahramanları idi. Eve gelen sağlık ekipleri ilk olarak kızıma müdahale ederek onu hastaneye götürdü. İkinci ambulans ise eşime ilk müdahaleyi yaptıktan sonra aynı hastaneye sevk etti. Kızım hastanedeki tedavisinin ardından aynı günün akşamı eve getirildi. Ancak pıhtı atması nedeniyle akciğerleri su toplayan, safra kesesi ve midesi aşırı derecede tahriş olan eşimin tedavisi halen hastanede devam ediyor. Bu arada aile büyüğümüz ailemizin çınarı babam Sait Öge ayak bileğini kırmış, kimseye de bir şey söylememiş. Onun ayağını alçıya aldırdık. Rabbim inşallah tüm hastalarımızı kısa sürede sağlığına kavuşturur. Çünkü bu hafta sonu oğlumuzun kına ve nişanı önümüzdeki hafta ise düğünü olacak. Şimdi gelelim bu acı olayın perde arkasındaki kahramanlarına yani komşularıma. Çaresizliğin zirvede yaşandığı bir anda evimize dolan komşuların yarısı eşim ile ilgilenirken, yarısı halen kanlar içinde ambulans bekleyen ve olası bir beyin kanaması riskini önlemek için beynine dökülen buzlu su ile kendisini toparlamaya çalışan kızımın etrafında canhıraş bir şekilde çaba harcıyordu. Ve o kadar bilinçli ve sabırlı bir şekilde hareket ettiler ki anlatamam. Komşularımın çabası ve olağanüstü mücadeleleri sayesinde hem eşim hem kızım hastaneye yetiştirilmişti. Eşim ve kızımın hastaneye götürülmesinin ardından bizim evde yeniden toplanan komşularımız gün boyunca bir taraftan evin tüm işlerini hallederken diğer taraftan eve gelen giden olur düşüncesi ile tencereler dolusu yemek yapmışlar. Akşam eve geldiğimizde inanın komşularımızın o insani davranışları gözlerimi yaşarttı. Sadece o gün değil günlerce evimize gelen komşularımız eve gelen diğer akrabalarımız ile bir taraftan evde tedavisi devam eden kızım ve misafirler ile ilgilenirken diğer taraftan kendi aile çevremiz ile birlikte sabah, öğle akşam yemeklerini yaparak bizlere harika bir destek verdiler. Ve inanın gerçek bir ev sahibi gibi günlerce her akşam gelen misafirlerimizi ağırladılar, yemekleri yaptılar bunun için komşularıma minnet borçluyum. Kim olursa olsun bir insanın başına bir olay geldiği zaman, akrabalarından, ailesinden önce gelmesi gereken kişi komşularıdır. Bu nedenle ayakta tutulması gereken en önemli geleneklerden birisi de komşuluk geleneğidir. Düşünün o anda komşularım gelmese idi iki hasta insan ile kendi başıma nasıl mücadele edecektim? 112 Sağlık ekipleri gelene kadar ya daha kötü bir olay yaşansa idi ne olacaktı? Bu yazımda özellikle başımıza gelen bu olayda bizlere büyük destek olan, bizleri yalnız bırakmayan, evimizin bir kızı bir gelini gibi günlerce yemek yapan, evi derleyip toplayan misafirlerimiz ile yakından ilgilenen isimleri, buradan bir örnek teşkil etmeleri amacıyla zikretmek hem hepsine teşekkür etmek hem hepsinden helallik dilemek istedim. Teşekkürler, Metin, İbrahim, İsmail dostlar. Teşekkürler Şerife abla, Hatice abla, Yüksel abla, Elmas abla, Zehra abla, Ayşe kardeş… Teşekkürler evin bir kızı bir gelini gibi günlerce bizleri yalnız bırakmayan evimizin temizliğini, yemeklerimizi yapan, akşam çayımızı veren bir nevi manevi kızlarımız diyebileceğim Hülya, Esra. Ayşegül ve Yasemin Sarıkaya. Esma, Halime… Manevi oğullarımız elimizde büyüyen Ahmet, Muhammed, Hasan, Sercan… İyi ki varsınız iyi ki sizin gibi komşularım dostlarım var. Allah razı olsun hepinizden…

Oyununuz batsın sizin…

Rusya’da bir cani tarafından oluşturulan ve kısa sürede tüm dünya geneline yayılan içerdiği şiddet sahneleri yüzünden ise özellikle çocuklar üzerinde ciddi tehlike oluşturan Mavi Balina isimli şiddet oyunu can almaya devam ediyor. Dünyada yüzlerce çocuğun Mavi Balina oyunu nedeniyle intihar ettiği bilinirken, Türkiye'de haber sitelerinde yer alan bilgilere göre 142 çocuğun bu oyun yüzünden hayatını kaybetmesi tehlikenin boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor. Bu lanet olası oyunun son kurbanı ise bayram öncesi Ahırlı İlçesi Akkise Mahallesinde ailesinin bakmaya bile kıyamadığı 14 yaşındaki bir yavrumuz oldu. Bayrama birkaç gün kala herkes mutlu bir bayram hazırlığı ile uğraşırken Çok değerli aile dostumuz Akkise’li acılı aile evlatlarının şimdiye kadar bir türlü önüne geçilemeyen lanet bir oyun yüzünden hayatını kaybettiği ihtimali ile yasa büründü. Acılı aile evlatlarının hayatını kaybetmesinin ardından yetkililerin bu tehlikeye karşı ciddi bir önlem almasını başka ana babaların evlat acısı yaşamamalarını isterken sadece Türkiye’de lanet oyun yüzünden onlarca yavrumuzun hayatını kaybetmesine rağmen oyunun halen internet sitelerinde oynanması ise tam bir muamma. Peki, adını anmak bile istemediğim bu lanet oyunun önüne nasıl geçilecek?  Tehlikesi nasıl gelişiyor? Çocukları nasıl koruyacağız? Yaş grubuna bakıldığı zaman henüz zihinsel ve psikolojik gelişimini tamamlayamamış çocuklara yönelik olan oyun kullanıcısına internet korsanları virüs içerikli link gönderiyor. Böylece kişisel bilgiler kolaylıkla çalınabiliyor. Gençler, yakın çevresindeki kişilerle ilgili tehdit, şantaj ve siber zorbalığa maruz kalıyor. Özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde yapılması istenen ürkütücü görevlerle ruh sağlıkları bozuluyor. Sonuç, intihara kadar gidebiliyor. Bu oyuna bir şekilde katılan kişilerden, çoğu şiddet içeren 50 talimatı yerine getirmesi isteniyor. 50 günlük bir süreyi kapsayan bu komutlar arasında çok ciddi ve tehlikeli komutlar yer alıyor. Belirli bir süre boyunca kimse ile görüşülmemesi, yüksek sesli olarak müzik dinlenilmesi gibi aşamalar yer alıyor. 50. günün sonunda da kişiye son aşama olan en tehlikeli komut veriliyor. Özellikle 10-14 yaş arasındaki gençler hedef alınıyor. Bu oyunu düzenleyenler, belli etiketler kullanarak ya da sıkça ziyaret edilen gruplara mesaj atarak gençleri oyuna dahil etmeye çalışıyor. Yine medyada yayınlanan uzman görüşlerini bir kez de buradan anlatmayı istedim. Oyun yöneticileri, çocuklara ve gençlere sosyal medya ortamlarından ulaşıyor ve mesajlar gizlilik içerisinde gönderiliyor. Çocuklarla oyun yöneticisi arasında gizli bir bağ kuruluyor, ailelerin çocuklarını takip etmesi gerekiyor. Önemsenen, hem sevgi hem de saygı duyulan, hem duyguları merak edilen, ne yaptığı ve ne noktada olduğu merak edilen biri olduğunu fark ediyorsa ki burada anahtar kelime önemsenmek… O zaman çocuk o önemsendiği tarafa doğru gidecektir. Burada öncelikli ve önemli olan bu tür tehlikeli oyunlarla ilgili araştırma, sohbet ve bilgi paylaşımının merak ve cazibeye maruz kalmaması için çocuklar ve gençlerden uzak bir ortamda yapılması. Bir kez daha adını anmaktan iğrendiğim bu lanet oyunun engellenmesi için tüm yetkili birimleri uyarmak istiyorum. 4 bir yanı düşman ile çevrili olan güzel ülkemizin birde böyle tehlikelerle donatılması kabul edilemez. Anneler-Babalar lütfen çocuklarınızı bu tür tehlikelerden koruyun. Yukarda da belirtmiş olduğum olumsuzlukları gördüğünüz ve hissettiğiniz anda uzmanlar ile irtibata geçin. Ben bir kez daha genç yaşında hayata veda eden kardeşimize Cenab-ı Allah’tan Rahmet ailesi ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum. İnşallah yetkililer bu tehlikenin bir an evvel farkına varırlar da gereken tedbirleri alır. Tabii bir tarafta yürekler yanarken diğer tarafta da hayat bir şekilde devam ediyor. Bu vesile ile ülkemizin bütünlüğünü korumak için canlarını siper eden tüm şehitlerimize, İslam dünyasında hain güçlerin akıl almaz saldırıları ve hain kuşatmaları altında şehit olan tüm kardeşlerimize ve yine hain dış güçlerin kirli emellerine, oyunlarına kanarak genç yaşlarında yaşamlarını yitiren kardeşlerimize rahmet dilerken, Ramazan Bayramı’nın tüm İsla Alemi’ne hayırlar getirmesini temenni ederim. Bunun için ailelere çok önemli bir görev düşüyor. Eğer çocuk çok fazla odada yalnız vakit geçiriyorsa, içe kapanmaya başladıysa, sosyal çevresinde uzaklaşıyorsa, duygularını çok fazla belli etmiyorsa tehlikeye yaklaşıyor demektir. Uzmanlara göre en büyük görev ailelere düşüyor. Çocuğu sanal tehlikenin kucağına atmamak için sevgi ve ilgi şart. Yasaklamak çözüm değil ama yaşına uygun oyunlarla beraber kısıtlamak çözüm getirebilir. Burada da yine çocukları anlayan, empati kuran, onların duygularına karşılık veren noktada olmak önemli olacaktır.

Gerçekten yazıklar olsun…

Bir önceki yazımda Metin Çelik isimli bir garibanın ölümünden bahsetmiştim.  Ya hangi Metin olacak? Hani şu yıllardır kabir kazma işinde çalışan. İki ay önce 28 yaşındaki kızı Gönül Çelik vefat eden! Kızının ölümünden sonra o kadar yalvarmalarımıza rağmen işten atılan. İşten atıldıktan sonra iki kızını birden hastaneye yatıran ve ameliyat ettirmek için canını dişine takan! Ancak yorgun kalbi bu kadar acıya dayanamayıp geçirdiği kalp krizi sonucu hayata vedan eden 53 yaşındaki Metin Çelik var ya? İşte ondan bahsediyorum. Sanki kimin umurunda ise! Ben o yazıdan sonra niye yalan söyleyim Büyükşehir Belediyesi’nden özellikle Ali Özer beyefendiden özellikle bir yanıt bekledim. Ama boşa bekledim. Şimdi bu garibanı bir kez daha niye gündeme getirdim biliyor musunuz? Metin’im öldü gitti. Kime hakkını helal etti kime etmedi bilmem. Metin öldü gitti de geride gözü yaşlı bıraktıkları ne durumda biliyor musunuz? 35 yıllık hayat arkadaşı Zübeyde Çelik, 2 si yeni ameliyat olan 5 çocuğu, 28 yaşında ölen kızı Gönül Çelik’in geride bıraktığı 5 evladı yani torunları şimdi kelimenin tam anlamı ile bir dram yaşıyor. Metin öldükten sonra hayat arkadaşı Zübeyde Çelik, bir taraftan ameliyat olan iki kızı ile diğer taraftan genç yaşında ölen evladının bıraktığı 5 torunu ile yaşam mücadelesi verirken bu kez de iki aydır kirasını ödeyemediği ev sahibi tarafından evinden atılıyor. Çaresiz kadın şu anda herkesin şatafatlı iftar sofralarında gününü gün ettiği bir günde o evlatlarına ve torunlarına akşam yemeği yedirmek için önümüzdeki kışı düşünmeden iki sobasını eskiciye satarak birkaç günlük ihtiyacını aldı. Kocasının ölümünden sonra çıkarılması gereken Veraset İlamı için Adliye’ye bile gidecek durumu olmayan Zübeyde hanımın o ihtiyacını da sağ olsun bir arkadaşımızın vesilesi ile karşıladık. Zübeyde Çelik yaşadıklarını anlatırken ben gözyaşlarımı tutamadım. Bakın Adliye binası önünde boğazı düğümlenerek anlattıklarını sizlere eksiksiz aktarıyorum; “Ali Sait ağabey kocam işten çıkarılacağında sizde biliyorsunuz Belediyeye defalarca gittik. Yalvardım müdür beyin ayaklarına kapandım. En azından iki ay daha çalışsın emekli olacak diye dil döktüm ama dinlemediler. Şimdi onlar huzur içerisinde iftarlarını yapsınlar. Ben kendi çocuklarıma bakmak için evde sobalarımı sattım. Kızımın bıraktığı 5 yetime bakamadım ve yuvaya vermek zorunda kaldım. İnanın Metin’im kahrından öldü. Ne çocuklarına kıyabilirdi ne torunlarına. Onların boynu bükük kalmasın diye çırpınırdı. Tüm bu çektiklerim yetmez gibi şimdi de Alakova’nın en ücra yerinde ucuz diye tuttuğumuz evin sahibi iki aydır kira veremedim diye bana eşyaların sat benim kiramı öde sonra da evi boşalt diyor. Ya benim ne eşyam varda satayım evimde ki eşyaların birçoğu kızımın. Rabbim rahmetini bol eylesin kocam öldü gitti. Ama onun ölümüne neden olanları da Allah’a havale ediyorum. Bir kızımı daha 28 yaşında toprağa verdim. 35 yıllık hayat arkadaşımı toprağa verdim. Kalan 5 çocuğumdan iki kızım aynı anda ameliyat oldular. Onların sağlığı ile uğraşırken torunlarıma bakamaz oldum. Rahmetli kızımın bıraktığı torunlarımı Çocuk Yuvasına vermek zorunda kaldım. Bu benim için kolay mı oldu sanki. Ama dedim ya Allah büyük. Bize bunları yaşatanlara Metinim hakkını helal etmedi bende etmiyorum” Kocasının ölümünün ardından girişimlerimiz sonucu Allah bin kere razı olsun SGK Müdürü Murat Yavuz ve Özel Kalem Müdürü Yunus Emre beyefendinin sayesinde emeklilik işlerini hallediyoruz. İnşallah bir pürüz çıkmazda Metin’in çok arzu ettiği ama görmesinin nasip olmadığı Emeklilik maaşı eşi ve çocuklarına kalır. Ve inşallah bir garibana bunu reva görenler vicdana gelirde en azından işten attıkları işçilerinin kalan yetimlerine bari bir iyilik yaparlar. Yapmazlarsa da canları sağ olsun. Dedik ya Allah büyük diye. Gün olur devran döner, kimin nerede ne olacağını sadece Rabbim bilir. Bu gün zengin olan herkes yarın aynı duruma düşebilir. Bunun için diyorum ki elinizi biraz vicdanınıza koyun. Şu mübarek günlerde gariban bir aileyi göz ardı etmeyin. Haydi, size iyi iftarlar. Sende yüreğini serin tut Zübeyde Hanım. Rabbim hiçbir zaman yetimini, öksüzünü, mazlumunu boynu bükük bırakmamıştır. İnşallah sizlere de bir hayır kapısını açacaktır.

Gözünüz aydın Metin öldü!

2007 veya 2008 yılları idi yanılmıyorsam. Musalla Mezarlığında 1960 yılından beri kabir kazan bir amca ile tanışmıştım. Abdülaziz Çelik. O tarihte 70 yaşında olan Aziz dede, (Bu gün Allah uzun versin hayatta ve 80 yaşında olmasına rağmen halen az da olsa kabir kazmaya devam ediyor) 6 çocuğunun rızkını kabir kazanarak sağlıyordu. O yıllar kendisi ile yaptığım bir röportajda kabir kazmanın ne kadar huzurlu bir iş olduğunu anlatıyordu Aziz amca. Aziz amcanın tek istediği ise kendisine kabir kazmakta yardım eden oğlu 42 yaşında ki Metin Çelik’in Büyükşehir Belediyesi ve Mezarlıklar Vakfı tarafından kabir kazıcı olarak işe alınması idi. Benden bu konuda o kadar ısrarlı yardım istedi ki o günü hiç unutmuyorum. Oğlu Metin Çelik’te aynı şekilde benim yardımcı olmamı isteyerek gönlünden geçenleri şu şekilde aktarmıştı; “Abi benim ufak tefek hatalarım oldu. Ama şimdi uzun süredir babamın yanına gelerek kabir kazıyorum, babama yardım ediyorum, mezarlıkların bakımlarını yapıyorum. Babam ile burada çalışmaya başlamamda ki en büyük nedenim yeniden yanlış yola gitmemem. Bunu da Allah’a şükür başardım. Şimdi hiçbir şekilde yanlışım yok. Bana doğru yolu, ölümü, manevi huzuru, helalinden para kazanmanın nasıl bir duygu olduğunu kabir kazmak ve mezarlıklarda çalışmak gösterdi. Bunun için tek istediğim Mezarlıklar Vakfı’nda babam gibi işe alınmam. Yetkililerden bana uzatılacak bir yardım eline hem benim, hem eşimin hem 6 çocuğumun ihtiyacı var. Ben hatalı işler değil hayırlı işler yapmak için doğru yolu buldum. Benim bu isteğimi geri çevirmeyin” diyerek yetkililerden destek beklediğini ifade etmişti. Uzun bir süre uğraşmalarımın sonucunda Metin Kardeşimi Mezarlıklarda kabir kazmak için işe aldırmayı başarmıştım. Kendisini ne zaman görsem dua eder ve doğru yola girmesindeki en büyük etkenin kabir kazmak olduğunu yinelerdi. Metin Çelik kardeşimin yaklaşık 2 ay önce 28 yaşındaki kızı 6 çocuk annesi Gönül geçirdiği bir rahatsızlık sonucu genç yaşında hayatını kaybetmişti. Çok üzülmüştüm evladının ölümünden  sonra aradım bir süre sohbet ettik. Bana , “Ali Sait abi kızımı kara toprağa verdim. 6 torunum bana kaldı. 5 çocuğum daha var onlarda bana bakar. Ama Büyükşehir Belediyesi kadro dağıtımından sonra beni işten çıkaracağını söyledi. Ne olursun abi Allah rızası için bir devreye gir de beni işten çıkarmasınlar. Kendim zaten hastayım Mayıs ayının sonuna kadar çalışırsam günümü doldurup belki malulen emekli olma hakkım olacak” diye yalvarmıştı. Bende Metin kardeşime, Ali beye benim selamım ile gitmesini istemiştim. Ama Ali Bey kendisinin yapacak bir şeyinin olmadığını söyleyerek, Metin kardeşimi geri göndermiş. Şimdi tüm bunları niye yazdım biliyor musunuz? O ekmeğini kabir kazarak kazanan, 6 çocuğuna bakmak için Koah hastası olmasına rağmen gece gündüz çırpınan. Ciğerinin parçası 28 yaşındaki kızını genç yaşında kara toprağa veren. Tüm bunların üstüne birde fazla değil iki ay daha çalışıp emekli olmayıhayal ederken İŞTEN ÇIKARTILAN Metin Çelik kardeşim önceki gün herkes Ramazan-ı Şerifin ilk sahuru için hazırlık yaparken o yaşadıkları sıkıntılara dayanamadı ve evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti. Ve kabrini de şimdiye kadar belki de on binlerce kabir kazan babasının gözyaşları arasında birlikte çalıştıkları arkadaşları kazdı. Evet, gözünüz aydın önce kadro verip sonra işten çıkaranlar… Gözünüz aydın iki ay daha çalışsaydı malulen emekli olabilecek Metin Kardeşimin evlatlarını boynu bükük bırakanlar. O iki ay önce 28 yaşındaki kızını kendi elleri ile kazdığı kabre kendisi koyan yüreği yaralı bir baba idi. En büyük arzusu ölen kızının geride bıraktığı 6 torununa bakmak için çalışmaktı. Onun en çok istediği iki ay daha çalışıp gününü doldurduktan sonra malulen emekli olup rahat etmekti. Ama ona bunu çok gördünüz. Şimdi sizler huzur içinde Ramazan-ı Şerifinizi idrak edebilirsiniz. Şatafatlı sofralarda, zengin iftar davetlerinde boy boy foto çektirip basında yer alabilirsiniz. Bu dünyadan kabir kazarak ekmek parasını kazanan bir Metin Çelik gelmiş geçmiş sizin umurunuz da mı?!! Hakkını helal et Metin kardeşim, seni işe girmene vesile olduğumda kadar mutlu olduysam şimdi senin için bir şey yapamadığım içinde bir o kadar üzüntülüyüm. Rabbim kabrini cennetinden bir bahçe eylesin…

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »