Siyasal Durumdan BİHABER Olmak!.

Türkiye gibi ülkelerde siyaset kurumu, iktidara taşınan siyasal parti ve lider, iktidara gelirken dünyanın ve özellikle de ülkenin içinde bulunduğu sosyal, siyasal ve ekonomik konjonktürel süreç çok önemlidir! Her konjonktür kendi siyasal düşünceyi ve partiyi iktidara taşımaktadır! Aksi halde şu anda ülkemizdeki aktif halde bulunan yüze yakın siyasal partinden her birinin iktidar olması ya da iktidara alternatif olması beklenirdi! Türkiye'deki irili ufaklı bir o kadar siyasal parti ve siyasetçi, sistem gereği sadece tanımlı görevlerini yapmaktadır! Yani devletine ve milletine dolaylı olarak hizmet etmektedir! Bazen bilinçli olarak bazen de farkında olmadan! Kadim Türk Devlet Aklı ve Türk Devlet yönetim geleneği, dünyanın ve ülkenin içinde bulunduğu ve geçmekte olan çok ağır şartları da dikkate almak sureti ile Devletin bekası ve Milletin birliği, Türk Devleti ebed müddet devam ilke ve ülküsü çerçevesindeki bir siyasal partiyi,  bir lideri ve siyasal kadroyu iktidara taşımaktadır, şeklinde düşünüyorum! Yani bu ülkedeki tüm siyasal süreç ve gelişmeler öylesine, sıradan ve spontane değildir! Arkasında çok büyük bir Kadim Türk Devlet Aklı, geleneği ve hafızası vardır!

Çok derinlemesine girmeden, siyasal hayatımıza kabaca bir bakalım! 1946 yılında çok partili hayata geçilmesi ile birlikte, CHP içinden yeni bir siyasal kadro çıkarılmakta, iktidara taşınmakta ve on yıl gibi bir süre bu ülkeye hizmet etmektedir! Akabinde 1960 askeri darbesi ile inkıtaa uğratılması ise bu ülkenin dünya sahnesine lider olarak bir daha çıkmaması için küresel ve emperyalist güçler tarafından duraklatma operasyonu! 1960 ve 1970 yılları arasındaki kaotik döneme hiç girmiyorum! Türk Devleti, 1970 yılında on yıl önceki darbenin yaralarını daha sarmadan bir başka askeri muhtıra ile karşı karşıya kalmıştır! Neden ve neler oluyordu? 1970 ve 1980 arasındaki siyasi, ekonomik ve sosyal kaotik dönemi hatırlamak dahi istemiyorum! 1980'lerin sonlarına doğru yeni bir askeri darbe daha! 1960 ve 1980 arasında siyaset kurumuna üç askeri darbe! Ne ala memleket! İkinci Dünya savaşına katılmamış bir ülke, ikinci dünya savaşında neredeyse yerle yeksan olmuş ülkelerden ekonomik ve kalkınma olarak çok daha gerilere düşmüştür! Neden? 1983 ve 1993 arasında yeniden bir kalkınma ve şahlanış dönemi! Akabinde ise 2002 yılına kadar yeniden siyasi, sosyal, ekonomik kriz ve kaotik dönem! Aman Allah'ım neydi o günler;  Her gün yeni bir faili meçhul ile uyanıyorduk! 2002 yılında AK Parti iktidarları ile sosyal, ekonomik ve siyasal olarak istikrarlı yeni bir dönem başlamıştır! Ülkede olmaz ve yapılamaz denilen işler başarılmıştır! Bugün yeni bir siyasal ve ekonomik kriz yani yeni bir konjonktürel durum ile karşı karşıya bulunuyoruz! Yani siyasal olarak yeni bir dönemi ve yeni bir siyasal değişimi işaret eder gibi!

Peki, şimdi bunları neden yazıyorsun? Bu durumu nasıl okumalıyız? Bu durum bizlere ve ülkeye neleri öngörmektedir? Peki, Durum nedir? Durumsal farkındalık nedir? Durumsal farkındalık,  kişinin etrafındaki olayları, tehlikeli durumları ve potansiyel tehditlerin farkında olması ve bir yetenekten çok bir zihniyettir! Bir akıl yürütme süreci, bu sürecin ana unsurları, algılama, bilgi toplama ve sezgilerine güvenmektir!  Türkiye gibi ülkelerde siyaset kurumundaki gelişmelere sürekli olarak şaşırıyor ve sürprizler yaşıyoruz! Pek, neden?!  Yaşadığımız hayatta çevrenizde olup bitenleri ve özellikle de siyaset kurumundaki değişim ve gelişmelerin ne kadar farkındayız? Vizyon, politika, strateji ve taktik geliştirebiliyor muyuz?    Bir bilinmezden diğerine doğru sürekli bir devinim içindeyiz! Neden? “Nasıl göremedim ve nasıl fark edemedim” diye sorguluyoruz kendimizi!  Neden? Oysa hayatımızda ve özellikle de siyaset kurumundaki her olay gelişini haber veriyor ve “Dikkat” sinyal ve işaretleri de yanıp sönüyor! Gören gözlerle bakabildiğimizde, önümüzdeki sahne netleşiyor ve anlama, anlamlandırma, yorumlama ve algılama süreçleri de artık başlamış oluyor! Fakat çoğunlukla çevremizdeki tüm gelişmeleri, olayları ve olguları göremiyor ve fark edemiyoruz! Eğer bunlardan habersiz bir konumda bulunuyorsak, hayatımız durgun bir sudaki saman çöpü gibi çevresel etkilere tabi ve sürüklenip gidiyoruz demektir!

Ramazan ayının son günlerine doğru, bu şehrin yetiştirmiş olduğu siyasi birey, şehrimizde kendisini seven bir dostluk grubu tarafından tertip edilen iftar programına katıldı! Programda eski siyasetçi ve iş dünyasından davetliler de bulunuyordu! Programa katılan siyasi birey,  burada ve daha önceki konuşmalarında; ''Yeni bir Hal ve Yeni bir Vizyon ihtiyacı var'' ifadeleri çerçevesinde, ülkemizde ve şehirde yeni bir siyasal parti mi kuruluyor iddiaları ve dedikodusu da yayılmaya başlamış oldu! 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışmasından sonraki süreç ile başlayan Anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile birlikte böyle bir girişim ve çalışmaların akamete uğrayacağını düşünüyorum! Türk Devleti ve Kadim Türk Devlet Aklı, eski Türk Devleti değildir! Sistem kendisini tamamen korumaya almıştır! Sistem daha önceden kendisini güçler ayrılığının vermiş olduğu açıklardan kaynaklı olarak yeni bir siyasi açılım, girişim ve oluşumlara imkân verebiliyordu! Fakat Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi tamamen güçlerin birlikteliği ve iki partili bir siyasal sistemi ve daha güçlü bir hükümet etme modelini dayatmaktadır! Bu ve benzeri girişim ve çalışmalar, 2002 yılının son demlerinde DSP iktidarı koalisyon ortaklarını da erken seçim ile tarihe gömen, o dönemde kurulmaya çalışılan ve bir tanesi de hayata geçen siyasal parti gibi Türk Devlet Aklınca kendilerine tanımlanan görevlerini sadece yapar ve siyasal tarihimizin tozlu raflardaki yerini alacaktır, diyorum!  Kadim Türk Devlet Aklı ve Lideri, '' oyun kurucu, oyun ve tezgâh bozucu ve  aynı zamanda da dönüştürücü, yapıcı, onarıcı ve çözüm bulucu ”  özellikleri ile Türk Devleti ebed müddet devam ilkesi çerçevesinde her daim canlı ve diri bir şekilde ayaktadır, şeklinde düşünüyorum! 

YORUM YAZIN

Yazarın Diğer Yazıları

Ayrılıkta Tabii ki AZAB vardır!.

Yazıma başlamadan önce, geçmiş Kurban Bayramımızı tebrik ederim.  Allah yapmış olduğumuz ibadet ve sıla-i rahim ziyaretlerimizi kabul eylesin! Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, tam bir teslimiyet şuuru ile kurban etmiş olduğumuz hayvanları dergahında makbul eylesin! Kulun kesmiş olduğu hayvanların ne etleri ne  de kanları Allah'a ulaşır, sadece  sadakatiniz, teslimiyetiniz ve takvanız Allah'a erişir, buyrulduğu üzere, tam bir teslimiyet şuuru ve takva ile kesilen kurbanların kurbiyetimizi artırmasını dilerim!.  Allah için Kurban kesen  ve Kurbiyet makamına erişmesi beklenen  Müslümanların hali nicedir?! Kurbiyet için Kurban kesen Müslüman, diğer yaşantısında ise benlik ve ayrılıktan dem vurmaktadır! Dünyalık beklenti, çıkar ve kaygılar  Müslümanları nereye  evirmektedir?!  Müslümanlara neler olmaktadır?! Müslüman bunları bilinçsiz bir şekilde yapıyor ise belki af edilebilir!  Fakat bir de tüm bunları şuurlu bir şekilde bir yerlere şirin görünmek ve aferin almak için yapıyorsa! Vay onların haline! Böyleleri için, Veyl olsun diyor,  Hz. Allah!  Bu nasıl bir aymazlıktır! Bu nasıl bir şaşkınlıktır! Kimin değirmenine su taşımaktayız?! Kime ve kimlere ne adına ve ne için hizmet ediyoruz?! Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, Müslüman olduğunu iddia eden ve İman şerefi ile müşerref olan tün insanlara hitaben, birlik ve beraberlik içinde olunmasını emreder!  Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır, hadisi şerifte olduğu gibi!  İman ehline hitaben, bir ve beraber olmak hususunda, Kuranı Kerimdeki bazı ayetlerde; Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve Ey Muhammed sana vahiy ettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuz da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir. Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, ancak aralarındaki, çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelendiğine dair bir söz geçmemiş olsaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitaba varis kılınan kitap ehli de Kuran hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler. ( Şura 13-14 ) O müşriklerden olmayın ki onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir. ( Rum 32 ) Hep birlikte Allah'ın ipine kitabına, dinine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte Onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.  ( Ali İmran 103-105 ) Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir. ( Enam 159 ) Bir de Müslümanlara zarar vermek, kafirlik etmek ve Müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescit yapanlar var. " İyilikten başka bir maksadımız yoktu " diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir, ( Tevbe 107 ) buyrulmaktadır! Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, İman ehline hitaben kutsal kitabımızda sürekli olarak, Allah'ın kitabı ve dinine sımsıkı sarılın emretmesine rağmen, Müslüman olduğunu iddia eden bizler ayrılık ve gayrilik için olmadık bahaneler aramak ve bulmak peşindeyiz! Peki, neden?  Dünyalık, makam, mevki, para, pul, iktidar ve güç elde edebilmek için her türlü takla atmak peşindeyiz! Daha sonra da İslam alemi ve Müslümanlar neden bu halde, diye serzeniş veşikayette bulunuyoruz! Peki, buna hakkımız var mıdır?!   İslam alemi ve Müslümanlar bir ve beraber olursa dünya insanlığına huzur gelecektir! Aksi halde işimiz gerçekten çok zor! Bir ve beraber olmak ve birlikten de Allah'ın rahmetini beklemek yerine, ayrılık ve ayrılmak için bahaneler üretmek ve ayrılıktan dolayı da azabın gelmesi için olmadık şeyler yapıyoruz! Pek, böyle bir duruma düşmeye hakkımız var mıdır?!  Yüz yıl önce dünyalık iktidar ve makam için ayrılık peşinde koşanlar koca bir imparatorluğun parçalanmasına ve milyonlarca insanımızın da ölmesi ve sakat kalmasına sebebiyet vermiştir!  Bu tipler, belki bu dünyada bir makam elde etmiş olabilirler fakat ahir ömürlerinde ne kendileri ne de soyundan gelenler iyi bir gün gördüler! Dünyada ve ahrette hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır!  Bugün de aynı küresel güçler ve emperyalist akıl, bölgemizdeki çıkarları ve sömürgelerinin de devamı için yine birilerine para, güç, iktidar ve makam havucunu uzatmaktadır!  Müslüman olmanın gereği emredildiği şekilde, Bir olmak, diri olmak ve mazlumların da hamisi olabilmek adına daha güçlü olmak varken, ayrılmak ve parçalara bölünmenin kime ve kimlere bir faydası olacaktır! Bilemiyorum!

Yeniden Asya ve Türk Devleti!.

Dünyamız,  2. Dünya Savaşından sonraki süreçte soğuk Savaş konsepti çerçevesinde, savaşın galipleri tarafından iki kutuplu olarak planlanmış, Sovyetler Birliğinin dağılması ile birlikte Tek Kutuplu ara bir dönem ve 11 Eylül saldırıları akabinde ise yenidünya düzenine matuf olarak ABD'nin Asya bölgesindeki silahlı operasyonları ve işgal şeklinde bölgeye konuşlanmaya başladığına şahit oluyoruz! Peki, Dünyanın jandarması konumundaki ve güçlü devleti ABD'nin bu bölgelerde ne işi olabilir? ABD, zevk için mi Asya bölgesine yerleşmeye çalışmaktadır? ABD'nin hegomanya konumunu devam ettirebilmesi için Asya'da olmak zorundadır! Varlık ve Yokluk meselesi!. Ya da yüz yıllık strateji çerçevesindeki büyük plan ve hesap işlemekte midir? Tabii ki! Avrasya bölgesinde insanlık tarihinin  hiçbir döneminde bağı ve bağlantısı olmayan  devletlerin başkaca ne gibi bir hesabı olabilir?! Türk Milletinin Asya bölgesindeki varlığı insanlık tarihi kadar eski ve bu bölgede yüzlerce devlet ve imparatorluk kurmuş ve yıkmıştır! Türkler tüm dünya anakarasına da Asya'dan dağılmıştır!  Asya bölgesinin her bir karesinde asil Türk Milletinin insanlık, medeniyet, kültür izleri ve gönül bağları halen vakur bir şekilde ayakta durmaktadır! Mackinder, 1900'lü yılların başlarında yazmış olduğu Kara Hâkimiyet Teorisine göre Avrasya'nın iç kısımlarını dünya siyasetinin coğrafi merkezi ve bu bölgenin denetiminin dünya hâkimiyeti açısından belirleyici bir öneme sahip olduğunun altını çizmiştir! Doğu Avrupa'ya hâkim olan Dünya Merkez Bölgesini kontrol eder. Merkez Bölgesine hâkim olan Dünya Adasını yani Avrasya ve Afrika'yı kontrol eder, diyor! Mackinder, Merkez Bölgesi çevresinde Almanya, Avusturya, Türkiye, Hindistan ve Çin'i kapsayan İç Hilal, İngiltere, Afrika, Avustralya, Japonya, ABD ve Kanada'yı içine alan Dış Hilal bölgesi olarak belirlemiştir.  Amerikan eski siyaset bilimcisi, starejist ve devlet adamı Zbigniew Brzezinski;  Avrasya; Büyük Satranç Tahtası eserinin ana teması; “ Avrasya bölgesine hâkim olan dünyaya hâkim olur ” şeklindedir!  Dünya hâkimiyeti zaviyesinden;  Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan’ı büyük ve etkin Jeo-stratejik oyuncu, Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, Türkiye ve İran’ı Jeo-politik mihver, olarak tanımlıyor. Türkiye ve İran aynı zamanda sınırlı çapta Jeo-stratejik oyuncu,  olarak nitelendiriyor! Geçtiğimiz günlerde, Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, 11. Büyükelçiler Konferansının açılışında,  Asya'nın farklılıklarını gözeten ancak bölgeye bütüncül bakabilen yeni politikayı oluşturma zamanı geldiğini ve  " Yeniden Asya ( Asia Anew ) adını verdiğimiz açılımı bugün ilan ediyoruz. 21. yüzyılda ekonomi ve diplomasi, sahada ve masada etkili olmanın, Asya ile el ele olmayı gerektirdiğini, Asya dünyanın ekonomi merkezi haline gelmektedir. Uluslararası toplum Asya'da daha fazla yer almak için bir rekabet halindedir. Hâlbuki dünyanın en dinamik bölgesinde bizim köklerimiz derindir. Avrupa'da ve Avrupalı olmak gibi, Asya'da ve Asyalı olmak da bizim için değerlidir. Bizi biz yapan, özel yapan hasletlerden biri bu iki sacayağında yükselmemizdir.  İlişkilerimizi, bundan sonra bütüncül bir çerçeve dâhilinde daha da ilerleteceğiz. Türkiye'nin Yeniden Asya girişimiyle amacının eksen seçmek olmadığını ve şimdi yine Batılı dostlarımız, ' Ne oluyor, dış politikanızda eksen kayması mı var, Türkiye sırtını Batı'ya dönüp yüzünü başka yere mi döndü ' diye sitem etmeye başlayacaklar! O zaman ben de size şunu sorarım; ' Siz oralara gidince dış politikanızda veya siz de eksen kayması olmuyor mu? Türkiye gidince niye eksen kayması oluyor?' Esasen, Avrupa ve Asya'yı birleştiren Türkiye, eksenin ta kendisidir ve eksenin merkezindedir,  vurgu ve ifadelerinin kurulmakta olan  dünya sistemi ve düzeni, Akdeniz, Doğu Akdeniz, Ege ve tüm sınırlarımız boyunca yaşadıklarımızı da dikkate almak sureti ile, Türk Devletinin 2023 vizyonu çerçevesinde yerli, milli ve bağımsız politikalar üretmesi  zaviyesinden çok manidar ve dikkate değer olduğunu düşünüyorum!. Asya ve Kafkasya, soğuk savaş sonrasında, küresel egemenlik mücadelesinin oynandığı, zengin enerji kaynaklarına ulaşmak, kontrol etmek ve jeo- stratejik önemi ile dikkat çekmektedir. Günümüzde bu alanda yoğun bir hâkimiyet mücadelesi verilmekte ve her geçen gün bölge ile alakası olmayan yeni aktörler bu mücadeleye dâhil olmaktadır. Peki, neden? Kuşkusuz bu mücadelenin önemli aktörleri; ABD, Rusya, Çin ve Türkiye'dir! Türk Devleti bu güçler arasında, eksen, merkez, denge, oyun kurucu ve sıklet konumundadır!  Türk Devleti içerideki sosyal, ekonomik ve siyasi kaostan kaynaklı, 1990'ların başında yakalamış olduğu Asya ve Kafkasya'nın lideri olma şansını iyi kullanamamıştır! Türk Devleti,  15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışmasından sonraki süreçte, erklerin birlikteliği Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, Türk Devlet Aklı ve Kadim Türk Devlet hafızasının kontrol ve yönlendirmeleri ile Devlet, Millet, Ana muhalefet ve muhalefeti ile birlikte, 2023 - 2053 ve 2071 vizyonu çerçevesinde bir ve beraber hareket etmektedir!. Türk Devleti, tarihi, kültürü, dini, gönül ve sosyal bağları ile her dönemde Asya bölgesinde daha etkin olabilme kapasitesine sahip olan tek ülkedir! Türk Devleti, içeride yakalamış olduğu güçlü birlik ve beraberlik ile Asya bölgesine yönelik sağlam temelleri olan bir devlet politikası, hükümetler üstü ve hangi siyasal görüşü benimsemiş olursa olsun ve Türk dış politikasının Asya önceliğine halel gelmemesi durumunda,  Türk Devleti merkez ve eksen olmanın vermiş olduğu jeo-starajik ve jeo-kültürel konumu ve tarihi bağları ile geleceğin güçlü devleti olmaya namzettir! Dünyanın ekonomik ve siyasi güç dengeleri Asya bölgesine doğru kaydığına göre!  Daha önceki yazılarımızda sürekli olarak Türk Devletinin tarihi kadim Türk Devlet kodlarına dönmekte olduğunu da vurgulamıştık! Türk Devleti, Atlantik ve Avrasya güçleri arasında tam bir denge, eksen ve merkez olmasından kaynaklı, Türk Dış Politikasının Yeniden Asya konsepti çerçevesinde, yerli, milli ve bağımsız politikalar geliştirmesi ve uygulaması, Türk Devlet Aklı ve Kadim Türk Devlet geleneğinin denetiminde, içerideki siyasi parti kurma çalışmaları ve Türk Devleti yeni lider ve başkanın da bu minvalde şekil alacağının işaretlerini vermekte olduğunu düşünüyorum!

Siyaset Yeni Bir Yol Ayrımında!.

İnsanlık tarihindeki savaşlar ilk insan Hz. Âdem ve çocukları Habil ile Kabil arasındaki kavga ile başlamıştır! Peki, iki kardeş ve yeryüzünde kendilerinden başka insanın olmadığı bir durumda neden ve niçin kavga eder?! Kavganın gerekçesi neler olabilir?! Kavga bir diğer kardeşi öldürmeye  ve yok etme noktasına  ne ve neler  sebebiyet verebilir?! Tabii ki ilk kardeş katline sebebiyet, dünyalık mal - mülk ve iktidar kavgasıdır! Dünyadaki kavganın başkaca ne sebebi olabilir ki?!  Dünyadaki ilk insan ile başlayan kavga ve öldürme, yani bir tarafta yıkmak, yakmak ve yok etmekten zevk alan ve bu şekilde ancak var olabileceğine ve yaşayabileceğine inanan bir ekip! Diğer tarafta ise işi - gücü ve düşüncesi tamamen yapmak ve onarmak olan bir ekip! Yakın tarihimizdeki Birinci ve ikinci dünya Savaşları da aynı kaygılar ile çıkmıştır!  Bu savaşlardaki ne kadar insanın öldüğü ya da sakat kaldığı bu Yıkım ekibinin umurunda değildir! Yıkım ekibinin dünyada düşündüğü tek şey mal, mülk, para, güç ve iktidarı elde etmektir!  Aksi halde Var olmayacaktır! İnsanlık tarihi ve Dünya,  bu iki ekip arasındaki kavga ve savaşlar ile bugünlere kadar gelmiştir! Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanımız  Sayın Recep Tayyip Erdoğan, MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi  evinde ziyaret etmesi, Mili Güvenlik Kurulunda öncelikli ve acil olarak güney bölgemiz için  alınan Barış Koridoru ve akabinde ki Yaş Kararları, birileri tarafından tartışma konusu yapılmaktadır!. Peki, neden? Barış Koridoru kimleri rahatsız etmektedir? Türk Devleti, sınır ve ulusal güvenliği için alacağı kararları kime soracaktır?! Tabii ki hiç kimseye! Barış Koridorundan kimler ve neden rahatsızlık duymaktadır?! Barış Koridoru kararı kimlerin büyük hesap ve planını bozmaktadır?! Türk Devleti, Türk Devlet Aklı ve kadim Türk Devlet kodlarının gereği, devletin bekası ve millerimizin birliği adına, 2023 -  2053 ve 2071 hedefleri doğrulturunda, varlığı için tehdit oluşturabilecek her türlü durum ve girişime karşı elbette ki acil ve ivedi önemleri alacak, gerektiği durumlarda da vurucu gücünü hem gösterecek ve hem de kullanacaktır! Bundan hiç kimsenin de şüphesi olmasın!  15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışmasından sonra ki süreçte, devletin en kılcal yerlerine kadar sızmış, tipleri bizden fakat çipleri küresel güçlerin elinde olan tüm işbirlikçi ekipler, devletin karar mekanizması ve yönetim kademesinden bir bir temizlenmektedir! Elbette ki bu süreç hem dışarıda hem de içeride birilerini rahatsız edecektir! Elbette ki adamlar endişeliyiz şeklinde açıklamalarda bulunacaktır! Çünkü Türk Devleti artık kontrol ve denetimlerinden çıkmaktadır! Türk Devlet, artık Varlığı ve Bekası adına, Yerli, Milli ve Bağımsız politikalar geliştirmekte ve uygulamaya da koymaktadır! Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah Kuranı Kerim Maide suresi 82 ve 83. Ayetinde, İman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da 'Biz Hıristiyanlarız,' diyenleri bulursun! Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin de Yahudiler ile müşrikler olduğunu görürsün!  Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise 'Biz Nasarayız  (Hıristiyansız)' diyenler olduğunu görürsün. Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin, dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir, şeklinde buyurmaktadır!. Peygamber'e indirilen Kur'ani dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar:  Ey Rabbimiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz, derler. Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, bu ayeti keriminde, yeryüzünde insanlık için,  yakıp yıkan ve yok eden yıkım ekibine karşı,  dünya barışı ve huzuru için,  Müslümanların ve Müslümanlara da sevgi bakımından en yakın olan Hıristiyanlar ile işbirliği yapılabileceğini ifade etmektedir! Bu durum  Müslümanlar için bir taviz midir?! Tabii ki Hayır! 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışmasından sonraki süreçte,  Devletin içindeki kuvvetler ayrılığından kaynaklı güç ve iktidar kavgasının yerine, 16 Nisan Anayasa değişiklik referandum süreci ile başlayan ve 24 Haziran seçimlerinde de yürürlüğe giren erkler birlikteliği Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçilmiştir! Kuvvetlerin birliğinden kaynaklı daha güçlü ve istikrarlı bir hükümet yönetim sistemi!. Önceki sistemde kuvvetlerden birini denetim veya kontrol altına alan işbirlikçi bir güç sistemin tamamen tıkanmasına veya işlemesine de engel olabiliyordu! Peki, 15 Temmuz hain darbe kalkışmasından sonraki süreçte siyaset ve siyasi partiler ne durumdadır! Eski Türkiye'de siyaset ve siyasi partiler üzerinden devlet kontrol altına alınıyordu! Devlet artık bu açıklarını kapatmaktadır!  Sisteme yönelik, sızma girişimlerine karşı her türlü tedbirleri almaktadır! Bugün siyaset ve siyasi partiler bir yol ayrımında mıdır?! Yakın tarihte bir değişim görülmekte midir?! Tabii ki Evet!.  Siyasette ki bu yol ayrımı Türk Devleti ve Türk Milletinin   hayrına mıdır?! Daha önceden siyasette ki yol ayrımı başkaca güçler tarafından denetim ve kontrol altında olduğu için tabii ki sakıncaları vardır! Fakat bugün ise siyasette ki yol ayrımı ve değişim tamamen Türk Devleti ve Kadim Türk Devlet Aklının denetim ve kontrolünde olmaktadır, şeklinde düşünüyorum! Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın MGK toplantı sonrası ve YAŞ kararları öncesi MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi evinde ziyaret etmesi, AK Parti içinden ayrılan eski Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanının yeni parti kurma çalışmaları ve devlete yakın üst düzey bir gazetecinin bir sermaye patronunu şehrimizdeki ziyaretlerini de bu çerçevede değerlendiriyorum! Peki, niçin?! Devletin Bekası,  Milletimizin de Birliği ve bölgemizdeki tüm yasal haklarımız, ulusal ve sınır güvenliğimiz adına yapılmaktadır! Aksi halde Anadolu'da duramazsınız! Aksi halde Anadolu'yu dar ederler!

Aradığın ancak Sensin, SEN..!

İnsan denen varlık, Sonsuz Yüce Yaratıcının ifadeleri ile Ahsen ve Ahsen-i takvim üzere yaratılmıştır!. Tabii ki Sonsuz Yaratıcı Ahsen-i takvim üzere yarattığı ve yine güzel bir şekilde dünyada yaratmış olduğu diğer bütün nimetleri de onun emrine vermiştir! Öbür âlemde iman ehli insanın emrine verilen ve serilen nimetleri tabii ki bilemiyoruz! Sonsuz Yaratıcının Kuran'daki ifadesi ile öncelikle İman ehline ve tüm insanlara hitaben,  çevir bak etrafına bir kusur ya da eksik görebilir misin? Elbette ki göremeyeceksin!. Tekrar tekrar bir daha çevir bak âlemde eksik ya da noksan bir şey görebilecek misin, şeklinde uyarı ve ikazlarda bulunmaktadır! Peki, Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, Ahsen-i takvim üzere yarattığı ve diğer yaratmış olduğu her şeyi de insan denen varlığın  emrine inhisar ettiği bu  varlıktan bunların karşılığında  ne beklemektedir?! Hiçbir şey desek herhalde yanlış olmaz! Şimdi diyeceksiniz ki olur mu canım böyle bir şey, dediğinizi de duyar gibiyim!  Sonsuz Yaratıcı, dünyada iken sadece ve sadece iyi bir İnsan ve Kul olmamızı talep ediyor! Hz. Peygamber s.a.s.'de, İyi İnsanı; 'elinden ve dilinden başka insanlara zarar gelmeyen insan' olarak ifade buyurmaktadır! Bir başka Kuran ayetinde; "Allah müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır" buyurmaktadır!  Başkaca bir talebi var mıdır?! Peki, Ahsen nedir? Ahsen-i takvim ne demektir? Ahsen, güzel olmak manasına gelen hüsün kökünden türetilmiş olup genel olarak başkasına iyilik etmek ve yaptığı işi güzel yapmak şeklinde iki anlamda kullanılmaktadır. Bir insanın gerçekleştirdiği işin ihsan seviyesine ulaşabilmesi için hem neyi nasıl yapması icap ettiğini iyi bilmesi, hem de bu bilgisini en güzel biçimde eyleme dönüştürmesi gerekir. Ahsen'i takvim, And olsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık, mealindeki ayette geçmektedir. Yaratıkların en mükemmeli olan insandaki güzelliğin kaynağı, Allah’ın onu tesviye etmesi, kendi eliyle yaratıp ruhundan üflemesi, kendi sureti üzere yaratması ve onu yeryüzünde kendine halife kılmasıdır. Hz. Ali r.a. İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanır, buyurmaktadır!. İhsan, yaptığını güzel yapmak şeklinde özetlenen ve kulun Allah’a karşı hissettiği derin saygı, bağlılık, itaat,  ruhunu ve bulunduğu ruh halinin ürünü olan iyi davranışları kapsar.  İhsan, Muhsin ve Ahsen kelime olarak aynı kökten gelmektedir! Hz. Peygamber s.a.s. 'İhsan Allah’ı görür gibi yaşamak ve  ibadet etmektir; çünkü sen O’nu görmesen de, O seni görmektedir', buyurmaktadır!. Peki, Ahsen-i takvim olarak yaratılan ve diğer yaratılmış olan her şey de onun emrine verilen insan, nasıl Esfel-i safilin derekesine düşebilir? Nasıl ve neden olabilir? Esfel-i safilin, dünyada iken aşağıların en aşağısı, sefillerin en sefili ve cehennemin en derin azap mahalli,  şeklinde tarif edilmiştir! İnsan denen varlık,  aynı zamanda nihayetsiz tedenni ve alçalma kabiliyetine de sahiptir. Dünya imtihanı içinde bir insan tedenni ve terakki arasında gidip gelebilir! Terakki ve tekâmülde nasıl sayısız mertebe ve ara tonlar olduğu gibi  tedenni ve alçaklıkta da vardır!.   Çünkü dünya hayatı ve dünya nimetleri tatlıdır! Dünyalık makam, mevki, para, mal,  mülk, kadın, siyasi kaygılar, güç ve iktidar ise çok daha tatlıdır! Peki, dünyadaki  bu kadar  nimet, mal, mülk, güç, iktidar  ve makam için  kaygı duymaya ve kavga etmeye, olmadık taklalar atmaya, birilerini karalamaya ve hem Dünyamızı, hem de sonsuz  alemi karartmaya değer mi?! Bu dünyada kalıcı olan nimetler için Alay-ı illiyyun  derecesine çıkmak varken, bu nimetlerle imtihanımızdan kaynaklı Esfel-i safilin derekesine  düşmeye değer midir?! Bilemiyorum ki! İnsanın dünyalık bu nimetler karşısındaki duruşu ve tercihleri nerde olduğunu ifşa edecektir! Dünyalık nimetler karşısında insan denen aciz varlık bazen tabii ki zaafa düşebilir! Bir Müslüman günahı ile Esfel-i safiline düşebilir, fakat tövbe ve istiğfar ile tekrardan temizlenebilir. Çünkü Allah'ın rahmet, mağfiret ve affı geniştir! Yeter ki İmanı noktadan bir zafiyete düşmesin!  Biz insanı Ahsen-i takvim üzere, en güzel şekilde yarattık. Sonra insanların bir kısmını bu güzel surette yaratılmaları nimetinin şükrünü yerine getirmediklerinden, yani küfürleri ve isyan etmeleri sebebiyle Esfel-i Safilin derecesine indiriveririz!  Yeniden ve  tekrardan,  İman edip, tövbe edip ve Salih amel işleyenler bundan müstesna, onlar için çok büyük  bir mükâfat vardır, buyrulmaktadır!. Alay-ı illiyyun ise İnsanın manen mazhar olabileceği terakki ve tekemmül seviyesidir.  Yücelerin en yücesi, en ileri nokta ve cennetteki üstün makam şeklinde ifade edilir!   İnsan zaten bunun için yaratılmıştır! Yani dünyada iken İnsan olarak Kemalat derecesine erişebilmek için!  Kutsal kitabımız Kuran'da;  O ki, ölümü ve hayatı yarattı, hanginizin amelce daha güzel olduğunu imtihan için ve O, bihakkın galiptir ve çok yarlıgayandır, buyurmaktadır!. İnsan denen varlık nefsi mutmaine makamına ermeden cennete giremeyeceği ifade edilir!   Her nefsin bir âlemi, bir seyri, bir hâli, bir yeri, bir müşahedesi, bir ismi ve bir nuru vardır.  Nefsin derece ve şubeleri en aşağıdan en yüksek makama doğru; Nefsi Emmare,  Nefsi Levvame, Nefsi Mülheme, Nefsi Mutmainne, Nefsi Razıye, Nefsi-i Marziyye ve Nefsi Kamile / Safiye şeklinde sıralanır! Hz. Mevlana der ki: Aradığın ancak sensin, Sen... Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki Aradığın ancak sensin, Sen. Madendeki inciyi aradıkça madensin. Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin. Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi; Neyi arıyorsun, Sen Osun. Senin canın içinde bir can var, o canı ara! Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara! A yürüyüp giden sofi, gücün yeterse ara; Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara..

Kuran; Kıssa, Hafıza, Bilinç ve İnsan!.

Hafızayı beşer nisyan ile maluldür, derler!. Yani insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır!. Peki ne yapmalısınız?! İnsan hayatı öncelikli olarak bu günü doğru anlamak ve yarına da daha sağlıklı bakabilmek için dünü yani geçmişini çok iyi bilmek zorundadır! Dünü ve geçmişi olmayan insan olamaz!  Peki, İnsan için böyle bir realite karşımızda dururken, toplum ve millet için nasıl olmalıdır?!  Millet dediğimiz herhalde gökten zembil ile inmemiştir! Elbette ki bir milletin geçmişinde, iyi veya kötü, güzel veya çirkin tarihi yaşanmışlıkları mutlaka olacaktır!  Bir milletin mensupları geçmişini yok sayamaz! Bu şekilde ileriye sağlıklı bir şekilde bakamaz! Tarihi olmayan milletin geleceği de olamaz! Bir milletin mensubu olarak bu geçmişi her daim hatırlamak ve yâd etmek gerekir! Neden ve niçin?! Tabii ki bir milletin mensubu olan her bireyde milli bilinç ve milli şuurun tam olarak yerleşmesi için! Aksi halde böyle toplumlar başka toplumların sömürgesi olmaya adaydır! Kutsal kitabımız Kuranı Kerim geçmiş ümmetlerin durumları ve güzellikleri, hataları ve sevapları, bazı toplumların da neden ve nasıl ilahi gazap ile yok edildiklerini, tekrar tekrar Peygamber efendimize ve onun şahsında da biz ümmetine hatırlatmaktadır!  Yani bir nevi hafızamızı tazelemektedir! Peki, neden? Tabii ki geçmiş ümmetlerin durumuna düşmemek için! Tabii ki İmanı ve insani olarak kâmil bir dereceye erişebilmek için! İnsan için dünya hayatı başkaca ne demektir? Aksi halde insan her an esfeli safilin derekesine düşebilir!  Kuran'ı Kerim’de; Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Lut, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Eyüp, Hz. Yunus, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. İsa gibi enbiya kıssaları çok geniş bir yer tutar.  Bunlardan bazıları üzerinde tekrar tekrar ve daha büyük bir önemle durulur. Peki, neden? Hz. Âdem'in yaratılması, kendisine bütün isimlerin öğretilmesi, meleklerin ona secde etmeleri ve Cennetten çıkartılmaları…  Hz. İbrahim'in babasını hakka davet etmesi, kavminin putlarını kırması, Allah'ın tek bir İlah olduğunu öğretmek için kavmine doğru yolu göstermesi, Nemrut ile tartışması ve Kâbe’yi inşa etmesi… Hz. Musa'nın doğumunu çevreleyen ortam, ırmağa bırakılması Firavun'un sarayında büyütülmesi, Firavun'u hakka davet etmesi ve onunla yaptığı çeşitli münakaşalar, Firavun'un sihirbazları ile karşılaşması, İsrail oğulları ile birlikte Mısır'dan çıkışı ve altın buzağı olayı… Hz. İsa'nın babasız olarak Hz. Meryem'den dünyaya gelmesi, beşikte iken konuşması, gösterdiği çeşitli mucizeler, İsrail oğullarını irşat etmesi, öldürülmek istendiği halde bunun başarılamaması... Ve daha da fazla kıssalar!. Hz. Peygamber Efendimizin hayatı ve nübüvvetin tüm safhalarına ait olaylar, İsra, miraç, hicret, Bedir, Uhut, içtimaî ve ailevî hayatı ile ilgili kıssalar bulunmaktadır.  Peki, Sonsuz Kudret Sahibi yüce Allah biz iman ehli kullarına bu kıssaları neden tekraren anlatmaktadır? Sürekli olarak akıl sahipleri için ibretler vardır! Düşünen kullarım için elbette ki geçmiş ümmetlerin kıssalarında ibretler vardır! Ne zaman akdedeceksiniz ve çok az düşünüyorsunuz,  gibi uyarı ve ikazlarda bulunmaktadır! İnsan denen ve iman şerefine nail olan varlık,  Kuran kıssalarında anlatılan iyi kişileri ve olayları takdir edip, kötülerden ve yanlış işlerden nefret edip sakınmak lüzumunu hisseder!  Aksi halde dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir!. Çünkü tarihin işleyişi, her iki grubun akıbetlerini açıkça ortaya serdiği görülür. Toplumlar çeşitli özellikleriyle, sadece tarihin bir köşesinde gelip geçmiş birer kavim ve olaylar zinciri olmadığı, örneklerinin her zaman dünyada bulunabileceği işaret etmektedir!  Kuran kıssaları, ilahî kanunların birtakım hareketler, görüntüler ve sesler halindeki tarih manzaralarıdır. Kuran kıssalarının gerçek kahramanı insanın iman,  inanç, ahlâk ve davranışlarına sıkı bir şekilde bağlı olan tarihî kanundur. Kıssanın kahramanı, Hz. İbrahim ve muhatapları değil,  iman ve küfür, tevhit ve şirk, tarihî realitesidir. İnsan için dünyada iken her an geçerli olduğu gibi!. Hz. Yusuf ile ev sahibesi değil, Yusuf'taki iffet ve emanet ile kadındaki şehvet anlatılmaktadır!  Kuran'da hayat, unutamayacağımız bazı şahsiyetlerde hareket eder. Fakat Kuran hâdiseye dikkat çektiğinden, zaman ve mekân unsurlarına yer vermez ve onları bildirmez. Zira hâdiseler ibret almak ve vermek gayesine hizmet etmeyen ayrıntılarına girmek, meseleyi teferruata boğmak kıssadan çıkacak olan ibret ve hisseye gölge düşürecektir! İnsan, toplum, millet, tarih, geçmiş, kıssa,  bilinç,  hafıza ve tarihten ibret almak hakkında bazı ifade ve sözleri şu şekilde sıralayabiliriz!. Tarih bir milletin hafızasıdır. Hafızası olmayan insan ne ise tarihi olmayan millet de onun gibidir. Geçmişini bilmeyen, geleceğini bilemez. Geçmiş tarihini bilmeyenlerin haritasını, başkaları çizer.  Kökü olmayan bitki ve ağaçların yaşayamayacağı gibi, tarihinden sulanmayan milletler de yaşayamaz.  Gönüllerinde maziye ait sevgi bulunmayan insanlardan korkunuz.  Kökünü beğenmeyen dal, dalını beğenmeyen meyve çabuk çürür. Hafızası olmayan milletler nereden geldiklerini, şu an nerede durduklarını ve nereye gideceklerini bilmezler!  Hafızasını kaybeden milletler ise yok olmaya mahkûmdur!

Selçuklu Torunları Osmanlı'nın İzinde..

Geçtiğimiz günlerde, Selçuklu Belediyesinin dört yıldır değişik tarihlerde günü birlik olarak düzenlediği “Selçuklu Torunları Osmanlı'nın İzinde” konsepti çerçevesindeki 'Kuruluş ve Kurtuluş' şehri Bilecik ili ve Söğüt ilçesi yirmi ikinci günü tertip edilen ziyaret programına katıldık. Profesyonel rehber eşliğindeki program, Osmanlı Padişahları tarih şeridinde güzel bir sunum ve Şey Edebali Türbesindeki dua ile başlıyor! Akabinde,  Bilecik Müzesi, Yaşayan Kent Müzesi, Pelit özü Gölet gezisi ve Söğüt ilçesindeki Ertuğrul Gazi şehitliği ve bu tarihi ilçedeki diğer tarihi mekânlar ziyaret ediliyor! Programda rehberin anlatımı eşliğinde tabii ki duygusal anlara da şahitlik ediyorsunuz!  Selçuklu Torunları Osmanlı'nın İzinde konsepti çerçevesindeki programı tertip ve ziyarette basın mensuplarına eşlik eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, başkan yardımcıları,  idari yönetim ve basın ekibine, programda yine bizleri yalnız bırakmayan Selçuklu Kaymakamı Ömer Hilmi Yamlı beyefendi ve diğer katılımcılara da teşekkürlerimi sunarım. Peki, Tarih nedir? Tarihi olaylar nedir? Geçmişteki tarih ve tarihi olayların günümüz insanı tarafından öğrenmesinden ne gibi faydalar mülahaza edilmektedir?  Tarih, toplum ve devletleri etkilemiş olayları, bu olayların yazılı olduğu kaynakları eleştirel bir süzgeçten geçirmek sureti ile inceleyen ve bu olayların nedenlerini anlamaya çalışan bilim dalıdır. Tarih olay ve olgulardan meydana gelir. Bir zaman dilimi içinde meydana gelen olaylara tarihi olay, bu olayların uzun zaman içinde kanunlara dönüşmesi, yeni bir hal alması ve insanlara tesir etmesine de tarihi olgu denir.   Tarih olmak ve tarihi olmak, tarihe gömülmek ve tarihe yön vermek, tarihi inşa etmek elbette ki farklı anlamlar ihtiva eder!  Tarih bir milletin hafızası ve bir devletin haysiyeti, geçmiş ile gelecek arasında kurulmuş bir hakikat köprüsüdür! Tarih yoksa hatırası, kökü ve  hedefi yoktur,  kaynak kupkurudur!. Türk tarihinin her satırı ve her sayfası, her asır ve her çağı Türk Milleti için henüz mührü sökülmemiş bir hazinedir!  Türk milleti tarih kadar eskidir,  bu nedenle hem tarih yazmış hem de tarih yapmıştır!. Türk milletini tarihten çekip aldığınızda insanlık adına tarih diye bir şey de zaten kalmayacaktır! Ecdadımızın emanetlerini muhafaza ve bunun istikbale taşıma gayesi Türk milletinin vazifesidir! Ecdadımız bizim için sadece mezar taşlarına yazılan isimler ve geride bıraktıkları kahramanlık destanından da ibaret değildir! Ecdad vatandır, bayraktır, maneviyattır, bağımsızlık, istikbal, istiklal, beka, var olmak, yok olmak,  mücadele,  azim, kuruluş ve kurtuluşun da simgesidir!. Anadolu dünyanın merkezidir! Osmanlı'nın kuruluş bölgesi Bilecek ili ve Söğüt ilçesi de Anadolu ve Türkiye'nin de merkezi bir konumdadır! Bilecek ili ve Söğüt ilçesi, çevresindeki tüm merkez ve büyük illere neredeyse yüz kilometrelik ve bir saatlik mesafededir! Çevrelendiği dağlar itibari ile de çok stratejik bir durumdadır! Osmanlı'nın neden bu bölgede konuşlandığı, konumlandığı, devletin ve imparatorluğun nüvesini teşkil eden kuruluş kıvılcımının neden bu bölge seçildiğini ancak bölgeyi ziyaret ettikten sonra idrak edebiliyorsunuz! Çünkü çevresindeki dağlar itibari ile şehrin ancak bir -  iki giriş ve çıkışı bulunmaktadır! Bu giriş ve çıkışları da stratejik bir noktadan kuşatma altına aldığınız an tüm Anadolu'ya girişi, geçişi ve çıkışları da kapatmış oluyorsunuz! Aslında Allah'ın lütfü tam bir kurt kapanı! Ya da Hilal veya Turan taktiği!. Kuruluş derken, Selçuklunun dağılma sürecine girmesi ile birlikte, Selçuklu Sultanı bu bölgede yerleşmesi ve otağ kurması için Ertuğrul Gaziye işaret vermesi çok manidardır! Kurtuluş derken de, Birinci dünya savaşında Yunanlılar ve diğerlerinin bu bölgeden tüm Anadolu'ya geçme ve yarma hamlelerine şahit olmaktayız! Mezkûr ifadelerimizde olduğu gibi, Bilecek ili ve Söğüt ilçesi, stratejik konumundan kaynaklı kurt kapanı, hilal ve turan taktiği,  kanyon ve dağlar ile çevirili olması, belli giriş ve çıkış noktalarının ecdat tarafından kontrol altına alındığı için düşmanın Anadolu'ya geçişine asla izin vermemiştir! Peki, Anadolu'daki bu tarihi olaylar ve olguları yaşamış ve Ecdad buralarda tarih yazmasına ve tarihi de değiştirmiş olmasına rağmen, günümüz gençliğine bunları aktarma, milli bilinç ve milli şuur oluşturma noktasından nerelerdeyiz? Anket sonuçları tabii ki çok da iç açı değil! Orta öğretim ve lise düzeyinde eğitim gören gençler arasında yapılan araştırma ve anket sonuçlarına kabaca baktığımızda, Bilecik ilindeki Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi, Osmanlının kuruluşu ve kurtuluşun sembolü il hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığına şahit olmaktayız! Neden?  Peki, bu konuda daha bilinçli ve yol gösterici olmasını beklediğimiz ilköğretim, orta öğretim ve lise öğretmenleri ve yükseköğrenimdeki akademisyenlerinin de bu konulara çok yabancı oldukları yapılan anket sonuçları bizlere işaret etmektedir! Neden ve neler yapmalıyız?! Eğitim sistemini yeniden bir kez daha gözden geçirmeliyiz, dediğinizi de duyar gibiyim! Şimdi diyeceksiniz ki; Konya İlinde merkezdeki yaşayan  bir milyon üç yüz bin nüfusa rağmen, Horasan eri ve Konya'nın manevi mimarlarından Mevlana'yı tanımayan, bilmeyen ve hatta ömründe bir defa dahi olsa ziyaretine gitmeyen insanımız gerçeğinde olduğu gibi!. Şeyh Edebali'nin “ Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”  uyarı ve ikazları çerçevesinde, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ve ekibinin, “ Selçuklu Torunları Osmanlı'nın İzinde ”  temalı,  Türk Devlet Aklı ve Kadim Türk Devlet hafızasının  önderliğindeki,  Türk Devletinin de kurucu felsefesi Selçuklu Devlet kodları, Selçuklu  ruhu, Selçuklu tarihi, Selçuklu kültürü ve medeniyet ülküsü çerçevesinde,  gençlerimizde körelen ve örselenen Türk Milli Bilinci ve Milli Şuurunun yeniden daha kavi ve sağlam bir şekilde yerleşmesi ve  oluşmasına vesile olacak böyle  ziyaret programları için hassaten şükranlarımı sunarım!. Sayın Başkanım;  Öncelikle ve özellikle, Allah razı olsun!. Allah işlerinizi kolay eylesin!. Allah emeklerinizi zayi eylemesin! Allah yar ve yardımcınız olsun! ÂMİN… 

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »