Sizce de ekonomi kötü mü?

Gazete ve televizyonların ekonomi haberlerini izleyen birisi, rakamlarla bozuk olduğu ortaya çıkan ekonomik verileri görmektedir. Vatandaş piyasalarda yaprak kımıldamadığını ve ekonominin büyük bir durağanlık içerisine girdiğini söylemektedir.

Ancak son dokuz günlük bayram tatilinde de artan fiyatlara rağmen özellikle deniz kıyısındaki otel ve pansiyonlarda yer bulmak adeta mucize oldu. Vatandaş dokuz gümlük tatili fırsat bilerek kendisini deniz kenarlarına attı.

Şimdi bir tarafta ekonominin kısır döngü içerisinde olduğu söylenirken diğer tarafta dokuz günlük tatilde yaşanan turizm yoğunluğu insanın kafasını karıştırmaktadır. Bunun en güzel açıklaması ya ekonominin darlığını kafaya takmıyoruz, ya da “battı balık yan gider” misali kredi kartı ile yaşamaya devam ediyoruz.

Ancak dokuz günlük tatilin ardından yine bazı ekonomik gerçeklerle yüzyüze kalmaktayız. Piyasalarda sıcak para sıkıntısı devam etmektedir. Alacağını tahsil edemeyen alacaklı dolayısıyla borcunu da ödeyememektedir. Üretim yapmayan iş yerleri adeta beklemeye çekilmiş durumdadır.

Ülkemizde fabrika yangınları artmakta, konkordato ilan eden firma sayısı artmaktadır. Tabi her konkordato ilanı ile buna bağlı bir çok firmada iflas etmektedir. İşyerlerinin bir bir kapandığını ve yeni işsizler ordusunun oluştuğunu hepimiz görmekteyiz.

Bu arada parası olan ne yapıyor? Tabi parası olan yatırım yapıp kendisini riske sokmuyor. İnsanlar iş yeri açıp ticaret yapma riskine girmek yerine paralarını mevduat faizine, dövize veya altına yatırarak aylık gelir telaşında.

Son günlerde etrafınızda çokca satılık ev ve dükkan ilanları dikkatinizi çekmiştir. İnsanlar sıkıştıkca fazla olan mülklerini nakite çevirerek ayakta kalmaya çalışmaktadır. Aileler, aile bütçelerini yeniden düzenleyerek gereksiz ve acil olmayan ihtiyaçlarını ertelemektedir.

Ancak daha şimdiden Kurban Bayramı tatilinin dokuz gün olması için çalışan turizm lobileri de dikkat çekmektedir. Yine aynı kargaşa ve kalabalıklara hazırlıklı olalım. Artık ekonominin durumunu kafaya takmamaya, her şartlar altında tatil yapmaya alıştık galiba.

YORUM YAZIN

Yazarın Diğer Yazıları

Cumartesi neşesi

FUTBOL TUTKUSU Adamın biri maça gitmiş. Aldığı bilet, tribünün en uzak köşesinde. Yerine oturmuş birinci devreyi güç bela seyretmiş. O arada ön tarafta tam ortada bir koltuğun boş olduğunu fark etmiş. Devre arasında sıralar arasından geçip o boş yere ulaşmış. Yan koltuktaki adama sormuş: - "Burası boş mu?" - "Boş, demiş adam." - "Nasıl oluyor bu tıklım tıklım dolu stadda boş yer kalmış." - "Orası benim eşimin, demiş adam, aylar önce bu maç için almıştık. Ama eşim vefat etti." - "Çok üzüldüm, demiş bizimki, ama dost ve akrabalarınızdan birine neden vermediniz bileti?" - "Onların hepsi şu anda cenazede", demiş adam. “”””””””””””””””” FUTBOLSEVER Iki fanatik futbolsever konuşmaktadır. Biri : - Maça gitmiyor musun? - Ne diye gideyim? Oynanan futbol değil ki. Hakemler kötü, oynanan oyun itiş kakış, saatlerce gişe önünde, kuyrukta bekle, içeride kavga gürültü, çıkışta vasıta bulamıyorsun. Diğeri : - Beni de tıpkı senin gibi karım bırakmıyor. “””””””””””””””””””””””””” KAÇIŞ PROVASI YAPTIK İki deli tımarhaneden kaçmak için plan yapmışlar ve arkadaşlarına akşam kaçacaklarını söylemişler ve dedikleri gibi akşam kaçmışlar. Ertesi gün tabi herkes alarmda bu delileri arıyor akşama doğru iki deli tekrar tımarhaneye gelmişler, Arkadaşları sormuş: -Madem kaçtınız niye geri döndünüz? Deliler cevap verir: -Bu provaydı yarın akşam kaçacağız demiş. “”””””””””””””””” TAVUK Temel eczaneye gider : Tavuk var mı dur ? der Eczacı kızar yok kardeşim burası eczane ! Temel 2 gün tekrar gider sorar. Eczacı köpürür. ya sabır der 3 gün yine  sorar: Tavuk var mıdır? Eczacı Temeli kovalar. ve çırağına söyler, oğlun şu cama yaz ''tavuk yoktur''diye. Çırak yazar. Ama herkes dalga geçer. Temel tekrar gider.eczacı dayağı çıkarır. bak o soruyu sorma. camı oku Temel: tamam sormaycum ama tavuk ne zaman gelecek?!!:)))) “”””””””””””””””””””””” GELİNDE HÜZÜN Kaynanalarla Gelinler bir otobüse binmişler. Otobüs devrilmiş kaynanalar ölmüş. Gelinler ise Göbek Atıyorlarmış. Bir Gelin Ağlıyormuş. Ona sormuşlar sen niye ağlıyorsun diye. Gelinde:Ben kaynanamı getirmeyi unuttum demiş:) “”””””””””””””””””””””” POSTACI Bir gün bir baba oğlunu dua ederken duyar. "Allah’ım sen annemi, babamı, ablamı, ninemi ve beni koru" diye. Adam çocuğun dedesini unuttuğunu düşünür ama çocuğa bunu söylemez. Ertesi gün dedeyi araba ezer ve dede ölür. Bir kaç gün sonra baba yine duyar "Allah+ım sen annemi, babamı, ablamı ve beni koru" diye. Bu sefer nineyi unutur ve ertesi gün nine merdivenlerden düşer boynu kırılarak ölür. Bir kaç gün sonra çocuk yine dua eder "Allah’ım sen annemi, ablamı ve beni koru" diye. Baba kendisinin unutulduğunu fark eder ve ertesi gün başına bir şey gelmemesi için her adımını çok dikkatli atar. Aksam eve gelince karısına sorar: - "Hanım bugün ben işteyken neler oldu?" diye. - Karısı "Bizde bir şey olmadı ama postacı öldü!!!" “”””””””””””””””” ATTA Temel iyice yaşlanmış, yaş doksan beş olmuş. Bir gün Azrail çıkagelmiş. Temel, ' Ne yapsam da paçayı yırsam' diye düşünmeye başlamış. 'Hah buldum. Çocuk taklidi yapayım, beni tanımasın demiş' Azrail iyice yaklaşınca başlamış ağlamaya; ”Ingaa! Ingaa!..” Azrail Temel'in kulağına eğilmiş ve şöyle demiş;- “Atta! Atta!..”

Ak Parti 18 yaşında

Ülkemizin büyümesine, gelişmesine ve kalkınmasına büyük katkılar sunan  AK Parti 14 Ağustos 2001'de kuruldu.  Kurulduğu günden itibaren halkımızın teveccühüne mazhar olan Ak Parti 15 ay sonra 3 Kasım 2002'de girdiği ilk genel seçimde iktidar oldu. Girdiği tüm seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başardı. Siyasete 4 başbakan 2 cumhurbaşkanı kazandırdı. Ülkemizin bulunduğu kritik konum nedeniyle her zaman iç ve dış düşmanların iştahını kabarttığı da bir gerçektir. Ancak Ak Parti E muhtıra, gezi olayları, 17-25 Aralık polis yargı darbesi ile 15 Temmuz darbe girişimi gibi bir çok kritik olayı başarıyla ve milleti ile lelele bertaraf etti. 18 yılda sayılamayacak kadar çok dev projelerin hayata geçtiği de bir gerçektir. AK Parti, Türkiye'nin çehresini değiştirdi, dev projeler birer birer tamamlandı. Modern havaalanları, köprüler, otoyollar, hastaneler bu dönemde inşa edildi. Savunma sanayiinden bilişime kadar önemli projeler hayata geçirildi. “Muhtar bile olamaz” denilen Recep Tayyip Erdoğan’ın  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, Siirt'te okuduğu şiir sebebiyle 1999'da 10 ay hapse mahkum edildiğini hiç birimiz unutmadı. Ancak Erdoğan, liderliğini yaptığı partisinin, 3 Kasım 2002'de tek başına iktidar olmasına rağmen başbakan olamadı. Erdoğan siyasi yasağının kalkmasının ardından 2003 yılında Siirt'te yapılan yenileme seçimi ile meclise girdi. 15 Mart 2003'te 59'uncu hükümeti kurarak başbakan oldu. Şimdiye kadar girdiği hiçbir seçimi kaybetmeyen Ak parti  yerel seçimlerde ilk sınavını 2004'te verdi. Yüzde 41,7'lik oy oranıyla sandıktan birinci parti çıktı. AK Parti sonraki tüm seçimlerde de ipi önde göğüsledi. Halkın büyük güven duyduğu ve ardından yürüdüğü Recep Tayyip Erdoğan, halk iradesiyle seçilen ilk Cumhurbaşkanı olma şerefine sahip oldu. AK Parti'nin Kurucu Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos 2014'te yapılan seçimde doğrudan halk iradesiyle seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. 24 Haziran 2018'deki seçimde de yüzde 52,38 oy alarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Cumhurbaşkanı sıfatını aldı. Artık Türkiye Recep  Tayyip Erdoğan’a tamamen güveniyor, ülkesinin ve çocuklarının geleceğini onun ellerine veriyor. Yaşadığımız karışıklıklar arasında bir yıldız gibi parlayan bir Türkiye varsa, bunun en büyük sebebi Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lidere sahip olmasıdır. Türkiye 2023 yılı hedefine emin, kararlı ve uygun adımlarla ilerlemektedir. Ak Parti’nin kuruluşunun 18. yılı nedeniyle bütün Ak partilileri  ve ülkemizin güzel insanlarını kutlarım.

Ciğerlerimiz yanıyor

Türkiye’nin farklı bölgelerinde 24 saat içerisinde meydana gelen 27 orman yangını hepimizi derinden yaraladı ve üzdü. Yangınlara yapılan acil müdahale ile ülkenin yanan akciğerleri söndürülmüş olsa bile, binlerce metre kare arazideki ağaçlar kül oldu. Herkesin bayram yaptığı bir günde ağaçlarımızı kurban ettiğimizi unutmayalım. Bir günde 15'i ormanlık alanda, 12'si de tarım bölgesinde olmak üzere 27 yangın çıktı. Bütün bu yangınlarda insan hatasının yüzde 95 olduğu da acı bir gerçek. Yıllardır çeşitli  kampanya ve programlarla  ağaç sayımızı yükseltmeye çalışırken, kendini bilmez birinin attığı izmarit veya piknik ateşi ile güzelim ağaçlar kül olmaktadır. Aslında pek sık olmayan ülkemizdeki  ormanlık alanda 4 metrekareye bir ağaç düşüyor. Havaların ısınmaya başlaması ile birlikte ülkemizin korkulu rüyası haline gelen orman yangınlarının çıkış nedenlerinin yüzde 42'sinin nedeni belirlenemezken yüzde 34'ü ihmal ve dikkatsizlik, yüzde 12'si yıldırım, yüzde 7'si kasıt, yüzde 5'i ise kaza sonucu. Buda demek oluyor ki orman yangınlarının nedenlerinin en başında yüzde 95 ile insan kaynaklı olduğudur. Ülkemizin akciğerleri olan orman yangınları konusunda toplumsal bir duyarlılık oluşması lazım. Herkes ağaçları korumak ve çoğaltmak için elinden gelen gayreti göstermelidir. Piknik ve mesire alanlarında dikkatli olunmalı, izmaritler ulu orta atılmamalıdır. Aksi takdirde hem ağaçlarımızı yakarız hem de burada barınan binlerce canlı varlığı da yok etmiş oluruz. Orman yangınına bilerek veya bilmeyerek sebep olanlar hakkında yasal bir düzenleme artık kaçınılmaz olmuştur. Yanan orman görüntülerinden içi sızlayan herkesin görüşü bu doğrultudadır. Orman yangınına sebep olanlar için verilen cezalar da artırılmalıdır. Yananın sadece orman olmadığı ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği olduğu bilinci içerisinde olmamız gerekir. Zaten iklim değişikliği ile iyice bunalan insanların rahat nefes aldıkları tek yer ormanlık alanlardır. Buralarıda yaktığımız takdirde nefes alamayacak hale geliriz. Okullarda ve iş yerlerinde ağacın ve ormanın faydaları anlatılmalı, bunlarla ilgili olarak sık sık programlar düzenleyerek gündemde tutmalıyız. Bir ağacın uzun yıllar içerisinde yetiştiğini ve bizim için akciğer vazifesi gördüğünü herkese aşılamalıyız.

Kurban bayramınız mübarek olsun

Mübarek Kurban Bayramını yaşamanın sevinci, mutluluğu ve vakurluğunu doyasıya yaşamaktayız.  Kurban; İbrahim aleyhisselamın oğlu İsmail aleyhisselamı Allah için feda edebilmesinin, oğul Hz. İsmail’in de babası Hz. İbrahim’e itaat ve teslimiyetinin sembolüdür. Müstesna bir gün olan Kurban bayramı, hali vakti yerinde olanlar için  kurban kesmeye ve eş-dost, sıla-i rahim (akraba) ziyaretlerine vesile olması sebebiyle Müslümanlar için büyük bir nimettir, ibadettir. Kurban bayramı Allah’ın emrini yerine getirerek hali ve vakti yerinde olan kişilerin kurban kesenlerin, bayramın sevincini memleketinde geçirenlerin, akraba, eş ve dostla bir araya gelerek kucaklaşanların bayramıdır. Kısacası Kurban Bayramı Müslümanların bayramıdır. Malı ile gönülden Allah’a bağlı olanların bayramıdır. Allah için maddi fedakârlıkta bulunan, verilen nimetlere şükreden, keder ve sıkıntılara sabreden, kendilerini haramdan koruyan ve yaptıkları ibadet ve tövbelerle günahlardan temizlenen Müslümanlara Allah’ın bir hediyesidir. Mübarek Kurban bayramı  zenginlerin fakirlerle, evlatların anne ve babalarıyla, torunların babaanne-anneanne ve dedeleriyle, akrabaların, kardeş ve dostların birbirleriyle buluşma ve kaynaşmasına vesile olan mübarek bir gündür. Bayramları evinde geçirmekte bir o kadar önemlidir. Çünkü dini bayramlar Müslümanlar için turizm hareketlerinin yoğunca yaşandığı ve tatil fırsatı olarak bilindiği günler değildir. Bayramlar kaynaşmanın, birlik ve beraberliğin ve yardımlaşmanın zirve yaptığı günlerdir. Bayramlarda iş stresini bahane ederek tatil yörelerine gitmek yerine   sıla-i rahim yaparak ana ve babalardan, akraba ve dostlardan, komşulardan uzaklaşmaya değil yakınlaşmaya bir fırsat olarak görmeliyiz. Herkesin mübarek Kurban bayramını kutlarım.

O eski bayramlar yok artık

Nerede o eski bayramlar sözü artık dillerde bir gülümsemeye dönüştü. Evet, gerçekten yok artık o eski bayramlar. İnsan çocukluğunda yaşadığı bayram hazzını düşününce bugününden zevk almaz oldu. Hep bir hasret ve iç çekmelerle anar oldu yaşadığı günleri. Neden böyle oldu ki? Yaşanan ekonomik şartlardan mı, yoksa çocukluğa duyulan özlem mi veya  bir türlü alamadığı ruhsal doyum mu? Doyumsuzluk mu?  Belki de insanlığın süratle bir egoizme doğru gitmesidir. Eskiden geniş ailelerde yaşarken artık daha bireysel bir yaşam sürmemizden de olabilir. Bunlar gibi binlerce soru çıkarılabilir aslında. Belki de hepsi herkes aynı şeyi söyleyip duruyor “hani o eski bayramlar” diye, ama kendisine dönüp bir baksa kendi ne yapıyor o eski günleri yaşatmak için o ayrı konu.Tabii ki yaşadığımız zaman, iş hayatı, stresler derken insan birazcık nefes alabilmek için bayram tatilini de fırsat bilip tatil yapmak, dinlenmek, gezmek istiyor, belki çekirdek ailesiyle, belki arkadaşlarıyla. Büyüklerini de telefonla aramak yetiyor, keza yakınlarını da.  Tanıdığım herkesin mutlaka eski bayramlarla ilgili anısı vardır. Çocukluğundaki el öpme merasimlerinden, verilen kolalı mendillerden, harçlıklardan dem vurur, yediği o lokumlardan, bayram tatlılarından, annesinin ev baklavalarından bahseder veya bayram öncesi kendisine alınan bayram kıyafetlerinin, ayakkabılarının günlerce başucunda durduğundan bahseder. Artık bayramlarda değil her gün alınıyor ve dolaplara sığmıyor kıyafetler. Yeni kıyafetin önemi mi kaldı? Eskiden nesnel varlıklarımız bugünkü gibi çok değildi. Ama yine de insanlar mutlu olmayı biliyorlardı. Keza ben de öyle. Ortak noktalarımız çocukluğumuzdaki geçirdiğimiz bayramlar. Şimdi hangileri var? Herkes bir yerlerde birbirlerine bayram kutlamaları için sms ler atıyor ve bitiyor.Eskiden bayramlar yoğun bir heyecan dalgası ve büyük bir beklentiydi biliyorum. Günler öncesinden evler temizlenir, tatlılar yapılır ve bayramın ilk günü sabahtan itibaren çocuklarının, yakınlarının ya da komşularının ziyareti beklenirdi.  Eski bayramlarda çocuklara demir para harçlık verilirdi. Şimdi demir para harçlık yerine geçer mi yoksa önemsiz mi kalır? Eski bayramlarda gazete bile çıkmazdı, bütün yazarların ortak yazdığı bir bayram gazetesi vardı. Sonraları normal olarak gazeteler çıkmaya başladı. Değişimi bayramlarda değil kendimizde aramalıyız . Manevi değerlerimizi daima hatırlayıp çocuklarımıza öğretmeliyiz. Yok artık o eski bayramlar! Ama büyükler, anneler babalar büyükanne, büyükbabalar, yaşlı akrabalar hala o eski bayramları yaşıyorlar ve bekliyorlar, bunu da göz ardı etmemek lazım. Bir gün onların yerine bizim geçeceğimiz de malum. 

Hadi bayrak asalım!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın , Fırat’ın doğusuna yönelik olası operasyon hakkında “Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla başlattığımız süreci çok yakında farklı bir aşamaya geçireceğiz” sözünün ardından heyecanlı bekleyiş devam ediyor. Irak’ın kuzeyine yapılan pençe harekatı ile birlikte Kahraman Güvenlik Güçlerimizin etkisiz hale getirdiği terörist sayısı 80’i geçti. Şimdiye kadar teröristlerin girilmez denilen Kandil’e yapılan saldırılar ile hainler inlerinde vuruldu. Şimdide Fırat’ın doğusuna yapılacak olan harekatla hain PKK terör örgütü yok edilecektir. Ancak kahraman güvenlik güçlerimizin yaptığı bu harekatlara bizlerde evlerimize ve işyerlerimize bayrak asarak destek vermeliyiz. Siyasi partilerin veya sivil toplum kuruluşlarının da destekleyeceği bir kampanya ile hepimiz Türk bayrağını asmalıyız. Bundan önceki harekatlarda görüldü ki,  bin yıldır düşman çiğnememiş Türk yurdunun insanlarının  vurdum duymaz hali oldukça şaşırtıcıydı. İnsanlarda coşku yoktu. Ancak bu bir derbi maç olsaydı bu durum yaşanır mıydı? İnsanlar coşkuyla boğazı yırtılırcasına avazı çıktığı kadar bağırır,klaksonlar çalarak, araçların camından sarkarak, takımının bayrağını sallayarak, hayatını hiçe sayarlardı. Trafiği kapatan araç kuyruklarında avazı çıktığı kadar bağıranlar şimdi ev veya işyerlerine bir Türk bayrağı assınlar. Hıristiyan bayramı olan Noel’de günler öncesinden camlarını süsleyen, kapılarına süs asan esnaflarda şimdi Türk bayrakları assınlar. Fırat’ın doğusuna yapılacak olan harekata destek için hepimiz Türk bayrağı asmalıyız. Konya adeta kırmızı renge dönmeli ve avazımız çıktığı kadar “Türkiye” diye bağırmalıyız. Böylelikle bayrak sevgimizin sözde değil yürekte olduğunu herkese göstermeliyiz. Tuttuğu takımın ya da partinin bayrağını evine,işine ve arabasına asan kardeşlerim şimdi de hepimizin ortak değeri olan şanlı bayrağımıza önem gösterecek onu daima dalgalandıracaktır. Konya hiçbir zaman bayraksız şehir olmadı ve de olmayacaktır. Aziz şehitlerimiz için, kahraman gazilerimiz için ve harekata katılan kahraman Türk ordusu için her yeri bayraklarla donatalım.

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »