Ulaşım ve su indirimine takılmayın

Birçok siyaset yapma şekli vardır. Yalan söyleyerek de politika yapabilirsin, takiyye yaparak da, eyyamcılık yaparak da ve bunların hangisine tamah edersen et, kesinlikle arkanda kandırabileceğin bir topluluk olacaktır. Ancak tüm bunların yanı sıra dürüstçe, insanları kandırmadan da politika yapabilirsin. Ama tüm bunlardan en önemlisi bence “gerçekçi siyaset” yapabilmektedir.

ETİBANK’TAN BİR GERÇEKÇİLİK ÖRNEĞİ

Bakın bir örnek vereyim: Malumunuz olduğu üzere Seydişehir Etibank Alüminyum Tesisleri özelleştirildi. Bu özelleştirme sırasında birçok muhalefet milletvekili, sendika yöneticisi “özelleştirilmesine izin vermeyeceğiz”, “kesinlikle burayı sattırmayacağız”, “yaptırmayacağız, ettirmeyeceğiz…” diyerek siyaset yaptı. Bir tek o dönemde CHP Konya Milletvekili olan rahmetli Nezir Büyükcengiz oradaki sendika başkanına “Başkan, hükümet burayı satacak, özelleştirecek. Buna yapabilecek bir şey varmış gibi gözükmüyor. Burada sendika başkanı olarak senin en iyi yapacağın şey, fabrika satılırken, şartlara işçilerin haklarını savunacak bir anlaşma maddesi koydurabilmendir.” demişti. Tabii ki o dönemin sendika başkanı vekilin bu sözlerine köpürmüştü. “Biz sattırmayacağız, satılması söz konusu bile olamaz. Böyle bir düşünceyi kabul bile edemeyiz” diyerek, Büyükcengiz’i eleştirmişti. Ve oradaki gelinen son aşamayı herkes biliyor. Orası satıldı. Çalışanlar azaltıldı. Devlet orada çalışıp işten ayrılan işçilere okullarda hademelik gibi işler vererek çalıştırdı. Tabii ki belki de aldıkları maaşın neredeyse yarısına…

İşte gerçekçi politikalar bazen hiç sevilmez ve destek görmezler ama bırakın politikayı, hayatta bile gerçekçi olabilmek daha çabuk yol alabilmeyi sağlar.

TRAMVAY DEĞİŞİM HİKAYESİ

Konya’da tramvaylar 1990’lı yılların başından itibaren işlemeye başlamıştı. O dönemde Alman yapımı hepimizin severek kullandığı, mekanik anlamda çok dayanıklı tramvaylarımız vardı.2010’lu yıllardan itibaren her ne hikmetse herkes “tramvaylar değişsin” diye tutturmuştu. Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek’ti. O zamanlarda Başkan Akyürek nerede, hangi konuyla ilgili toplantı yaparsa yapsın ilk soru “Başkanım tramvaylar ne zaman değişecek” oluyordu.

Bir sohbetimizde Başkan Akyürek’e tramvayların değişmemesini ama revizyon yapılmasının iyi olacağını belirten bir fikir sunmuştum. Tramvaylar kışın ısınıyordu ancak yazın serinletme imkanı olmuyordu. Yani o eski tramvaylara bir klima sistemi ve koltuklarının biraz daha yumuşak hale getirilmesi gibi bir revizyonla birlikte bu tramvayların daha uzun süre Konya’yı idare edebileceğini söylemiştim. Oldukça analitik düşünen bir kişi olan Tahir Akyürek’in aklına yatmıştı aslında bu fikir. Ve hatta hatırlayanlarınız olacaktır. O dönem bazı tramvaylara klimalar takıldı ve revizyon denendi. Ancak politikacı için en kötü şey sokak baskısıdır. Tahir Bey de o sokak baskısına dayanamayarak, tramvayların değiştirilmesine girişti. Yani aslında “Konya halkının temsilcisi olarak, parayı Konya halkının istediği yere aktardı” dersem hiç de yanlış olmaz.

Bu arada her bir yeni tramvayın bedeli eski parayla 4 trilyon TL iken bahsettiğim revizyonun bedeli yine eski parayla 500 milyar TL olacaktı. Yani 8 kat fazla para harcandı.

ULAŞIM VE SU PARASI DÜŞER Mİ?

Tabii vatandaşların her isteği neticesinde yapılanları burada yazmaya yerim yeterli olmadığı için daha uzatmayayım. Haliyle şunu biliyoruz ki, Konya Büyükşehir Belediyesi çok borçlu. Ve de kısa vadede yatırım yapabileceği, popülist politika izleyip de su paralarını düşürebileceği, ulaşım ücretlerini düşürebileceği bir ortamı olmadığı belli. Şimdi muhakkak bana hem vatandaşlar hem de siyasiler kızacaklar ama işin gerçekçiliğine bakmak lazım. Konya bir Başbakan çıkarmıştı, o dönemde en azından bazı yapılanlar, yatırımlar, bakanlık bütçesine devredilme gibi bazı durumlar yaşanabilseydi, Büyükşehir Belediyesi’nin borçları biraz aşağı çekilebilirdi. Ancak hiç birbirimizi kandırmaya gerek yok. Bu parasızlıkta masrafı arttıracak işlere girmek uzun vadede daha sıkıntılı durumlara yol açabilir. Konyalı vatandaşlar olarak bence belediye başkanına yapacağımız en iyi uyarı “popülist politikalardan uzak durması” olacaktır diye düşünüyorum.

YORUM YAZIN

Yazarın Diğer Yazıları

Konyaspor olağanüstü toplandı

Konyaspor, Olağanüstü Genel Kurulu’nu geçtiğimiz Çarşamba günü Selçuklu Kongre Merkezi’nde yaptı. Kongrenin gerçekten özenle, ihtimam gösterilerek, gayet modern bir şekilde hazırlanılarak, düzenlendiği gayet açıktı. Bu Olağanüstü Kongre’nin bundan sonrakiler için de örnek olması ve ufak tefek sorunlar varsa bunların da gözden geçirilerek daha da geliştirilerek bundan sonraki genel kurullara örnek teşkil etmesi gerekir. Bu kongrede üye sayısının yükseldiği de gözükmekteydi. Divan Başkanlığının açıkladığına göre 412 üye hazirun listesini imzalamıştı. Daha önceleri 180’lerde olan üye sayısı, Hilmi Kulluk yönetimiyle 500’ün üzerine çıkartılmış. Yani Konyaspor üyeliğinin 1000TL, yıllık aidatların da 500 TL olduğunu düşünürsek sanırım yaklaşık 500 bin TL’lik bir gelir de buradan sağlanmıştır. Bu Konyaspor için oldukça güzel gelişmelerden biridir. Kongrede aslında yönetim seçiminden ziyade önemli konu, hesaplar ve tüzük değişikliği idi. Tüzük değişikliği yapılan maddelerden birisi olağan kongrelerin 3 yılda bir mart aylarında değil mayıs aylarında yapılacak olmasıdır. Bu da kulübün hesap verebilirliğine katkı sağlayacak bir gelişmedir aslında. Yani buradaki tüzük değişikliğine göre bundan sonraki süreçte Konyaspor Kulübünün Olağan Kongresi 2020 yılının mayıs ayında yapılacaktır. Tüzükte yönetim kurulu üye sayısı düşürülmüştür. Bu iyi midir, değil midir bilmiyorum? Aslında benim anlayışıma göre örgütlerde yönetim kurulu sayısı ne kadar çok olursa istişare mekanizması o kadar iyi çalışır. Ama tabii ki sonuçta hesap verme kurumu başkan olacağından bu tür talepler başkanın isteği doğrultusunda şekillenirse daha şık olur. Başkan Kulluk da, yönetim kurulu üye sayısını 15’e düşürmeyi uygun görmüş olacak. Başkan Yılmaz Kulluk, oldukça açık ve net olarak kulübün hesap durumunu ortaya koydu. Önceki yönetimden kalan parayı, kendileri döneminde gelen ve harcanan parayı enikonu anlattı. Önceki Başkan Fatih Yılmaz da genel kuruldaydı. Başkan Kulluk, konuşması sırasında eski yönetimden kalan borçtan bahsederken “dün akşam görüştüklerini ve mutabık kaldıklarını” da sözlerinin arasında söyledi. Hatta hesapları konuşması esnasında Fatih Yılmaz’a birkaç kez “öyle değil mi başkanım” diyerek onay isteyen Kulluk, Fatih Yılmaz’ın “bunları muhasebeci işleridir” diye cevaplaması sonucunda Başkan Yılmaz Kulluk bir gün evvel bu hesaplar konusunda hemfikir olduklarını ifade etti. Yani eski yönetimden, yeni yönetime devredilen hesaplarda daha evvel belirtildiği gibi afaki bir farklılık gözükmemekte olduğu kongrede de görüldü. Sonuçta başkana itaatin üst derecede olduğu Konyaspor Olağanüstü Kongresi Konya’ya yakışı bir şekilde, sakin ve sükut içerisinde geçti. Burada Divan Başkanlığını yapan Mehmet Demirel’in sakinliğine de değinmeden geçmemek lazım. Sporcu kişiliğiyle divan başkanlığına seçilen Mehmet Demirel, insancıl kişiliğiyle divanı idare ederken, siyasi kişiliğiyle de sabır ve sükûnet içerisinde salonu idare etti. Tabii bu tür kongrelerde gündem maddelerinin yer değiştirmesi bile genel kurulun oylarına sunularak yapılması gereken işlerdir ancak herkesin oy birliği içerisinde olduğu bir ortamda bu kadar küçük ayrıntılar göze çarpmadı haliyle. Başkan Yılmaz Kulluk konuşma yaptığı sırada Digitürk’le ilgili söylediği sözlerin yanlış anlaşılmasını da tamamen spekülatif bir bakış açısının ürünü olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Başkanın sözleri gayet açıktı. Oradan başka bir anlam çıkarmak, zor olanı başarmak olurdu, birileri onu başarmış. Bundan sonraki süreçte Konya’ya ve Konyalı’ya düşen, Konyaspor’a sahip çıkmak olmalıdır. Çünkü Konya her ortamda her ne hikmetse hakkı yenen veya hakkı çok kolay elinden alınan pozisyonunda olmaktan artık kurtulmalıdır. Tabii ki Futbol Federasyonunun yeni yönetimi bu konuda Konyaspor’un hakkının yenmemesinin sanırım en büyük garantisi olacaktır. Hafta sonunda Konyaspor’un yeni yönetiminin görev dağılımı da yapılmış. Yeni görevlendirmelerle, tüm görev alanlara başarılar dilerken, Konyaspor’un her zamanki gibi yanında olacağımızı belirtmek isterim.

Ulaşım ve su indirimine takılmayın

Birçok siyaset yapma şekli vardır. Yalan söyleyerek de politika yapabilirsin, takiyye yaparak da, eyyamcılık yaparak da ve bunların hangisine tamah edersen et, kesinlikle arkanda kandırabileceğin bir topluluk olacaktır. Ancak tüm bunların yanı sıra dürüstçe, insanları kandırmadan da politika yapabilirsin. Ama tüm bunlardan en önemlisi bence “gerçekçi siyaset” yapabilmektedir. ETİBANK’TAN BİR GERÇEKÇİLİK ÖRNEĞİ Bakın bir örnek vereyim: Malumunuz olduğu üzere Seydişehir Etibank Alüminyum Tesisleri özelleştirildi. Bu özelleştirme sırasında birçok muhalefet milletvekili, sendika yöneticisi “özelleştirilmesine izin vermeyeceğiz”, “kesinlikle burayı sattırmayacağız”, “yaptırmayacağız, ettirmeyeceğiz…” diyerek siyaset yaptı. Bir tek o dönemde CHP Konya Milletvekili olan rahmetli Nezir Büyükcengiz oradaki sendika başkanına “Başkan, hükümet burayı satacak, özelleştirecek. Buna yapabilecek bir şey varmış gibi gözükmüyor. Burada sendika başkanı olarak senin en iyi yapacağın şey, fabrika satılırken, şartlara işçilerin haklarını savunacak bir anlaşma maddesi koydurabilmendir.” demişti. Tabii ki o dönemin sendika başkanı vekilin bu sözlerine köpürmüştü. “Biz sattırmayacağız, satılması söz konusu bile olamaz. Böyle bir düşünceyi kabul bile edemeyiz” diyerek, Büyükcengiz’i eleştirmişti. Ve oradaki gelinen son aşamayı herkes biliyor. Orası satıldı. Çalışanlar azaltıldı. Devlet orada çalışıp işten ayrılan işçilere okullarda hademelik gibi işler vererek çalıştırdı. Tabii ki belki de aldıkları maaşın neredeyse yarısına… İşte gerçekçi politikalar bazen hiç sevilmez ve destek görmezler ama bırakın politikayı, hayatta bile gerçekçi olabilmek daha çabuk yol alabilmeyi sağlar. TRAMVAY DEĞİŞİM HİKAYESİ Konya’da tramvaylar 1990’lı yılların başından itibaren işlemeye başlamıştı. O dönemde Alman yapımı hepimizin severek kullandığı, mekanik anlamda çok dayanıklı tramvaylarımız vardı.2010’lu yıllardan itibaren her ne hikmetse herkes “tramvaylar değişsin” diye tutturmuştu. Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek’ti. O zamanlarda Başkan Akyürek nerede, hangi konuyla ilgili toplantı yaparsa yapsın ilk soru “Başkanım tramvaylar ne zaman değişecek” oluyordu. Bir sohbetimizde Başkan Akyürek’e tramvayların değişmemesini ama revizyon yapılmasının iyi olacağını belirten bir fikir sunmuştum. Tramvaylar kışın ısınıyordu ancak yazın serinletme imkanı olmuyordu. Yani o eski tramvaylara bir klima sistemi ve koltuklarının biraz daha yumuşak hale getirilmesi gibi bir revizyonla birlikte bu tramvayların daha uzun süre Konya’yı idare edebileceğini söylemiştim. Oldukça analitik düşünen bir kişi olan Tahir Akyürek’in aklına yatmıştı aslında bu fikir. Ve hatta hatırlayanlarınız olacaktır. O dönem bazı tramvaylara klimalar takıldı ve revizyon denendi. Ancak politikacı için en kötü şey sokak baskısıdır. Tahir Bey de o sokak baskısına dayanamayarak, tramvayların değiştirilmesine girişti. Yani aslında “Konya halkının temsilcisi olarak, parayı Konya halkının istediği yere aktardı” dersem hiç de yanlış olmaz. Bu arada her bir yeni tramvayın bedeli eski parayla 4 trilyon TL iken bahsettiğim revizyonun bedeli yine eski parayla 500 milyar TL olacaktı. Yani 8 kat fazla para harcandı. ULAŞIM VE SU PARASI DÜŞER Mİ? Tabii vatandaşların her isteği neticesinde yapılanları burada yazmaya yerim yeterli olmadığı için daha uzatmayayım. Haliyle şunu biliyoruz ki, Konya Büyükşehir Belediyesi çok borçlu. Ve de kısa vadede yatırım yapabileceği, popülist politika izleyip de su paralarını düşürebileceği, ulaşım ücretlerini düşürebileceği bir ortamı olmadığı belli. Şimdi muhakkak bana hem vatandaşlar hem de siyasiler kızacaklar ama işin gerçekçiliğine bakmak lazım. Konya bir Başbakan çıkarmıştı, o dönemde en azından bazı yapılanlar, yatırımlar, bakanlık bütçesine devredilme gibi bazı durumlar yaşanabilseydi, Büyükşehir Belediyesi’nin borçları biraz aşağı çekilebilirdi. Ancak hiç birbirimizi kandırmaya gerek yok. Bu parasızlıkta masrafı arttıracak işlere girmek uzun vadede daha sıkıntılı durumlara yol açabilir. Konyalı vatandaşlar olarak bence belediye başkanına yapacağımız en iyi uyarı “popülist politikalardan uzak durması” olacaktır diye düşünüyorum.

Bir Olgunlaşma Enstitüsü hikayesi

Ramazan ayı içerisinde Konya Olgunlaşma Enstitüsünde bir karışıklık olduğundan kısaca bahsetmiştim. Bu süreçte, konuyu enikonu araştırma fırsatımız da doğdu. Ve işin doğrusu çok şaşırdığım ve bir anlam veremediğim konularla karşılaştım. Öncelikle şunu belirtmek isterim: Konya Olgunlaşma Enstitüsü, şehrimiz için büyük bir değerdir. Ve çok önemli bir kurumdur. Yani muhakkak ki bütün okullarımız, enstitülerimiz çok değerlidir. Ancak teorinin dışında pratik anlamda da Konya Olgunlaşma Enstitüsünün yeri daha da farklıdır. Aynı zamanda bu okulumuz Türkiye’nin önemli protokollerini ağırlamakla da, Konya’nın reklamını en iyi şekilde yapan bir kurumdur. Dolayısıyla böyle bir kurumun, el üstünde ve dedikodulardan, tartışmalardan uzak tutulması kesinlikle elzemdir. Ancak her ne hikmetse şimdiye kadar Konya gündemine “anlaşmazlıklarla” gelmeyen kurum, yeni müdür atanması ile birlikte daha fazla gündeme gelir oldu. Oradaki konuyu bugün özetle anlatayım. Detaylarını ilerleyen günlerde gazetemizde çok daha ayrıntılı biçimde zaten okuyabileceksiniz. Bir kere şunu baştan söyleyeyim: “şu şunu söyledi, bu bunu söyledi” gibi dedikodular beni çok ilgilendirmiyor. Yani işin dedikodu kısmından daha ziyade somut ve belgeli kısımları beni ilgilendiriyor. Orada bir müdür var ve bu müdürün sevenleri olduğu kadar, sevmeyenleri de vardır. Sonuçta müdürle çıkar çatışması yaşayan öğretmenler veya diğer personel olabilir. Dolayısıyla personel şikayetlerinin mercii, bağlı olunan kurumdur. O konuda karar verecek olan Milli Eğitim İl Müdürlüğüdür. Dediğim gibi işin iç işleyişi ve personel çekişmeleri bizi ilgilendiren bölüm değildir. Olay özetle şöyle: Kurumla ilgili bir takım şikayetler ve olaylar yaşanıyor. Akabinde Bakanlık müfettişleri geliyor. Müfettişler incelemeden sonra olumsuz kanaatlerini belirterek, Müdür hanımın görevden alınması gerekliliğini belirtiyorlar. Ardından 19.04.2019 tarihli Bakanlık Personel Genel Müdürlüğü yazısı ile müdürlük görevi alınıyor ve öğretmen olarak atamasının yapılması için Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü emrine veriliyor. Daha iyi anlaşılması adına şöyle bir açıklama yapayım: Yani Bakanlık müfettişlerinin raporuna göre, Bakanlık adına Personel Genel Müdürlüğü, söz konusu müdürün Konya Olgunlaşma Enstitüsü’ndeki müdürlük görevini yapamayacağını belirterek müdürlük görevinden alıyor. İşin bundan sonraki kısmı daha ilginç… Personel Genel Müdürlüğü’nden gelen ‘görevden alınma’ yazısı, gelir gelmez tebliğ edilmiyor ve Müdür Hanım görevine devam ediyor. 14.05.2019 tarihinde yeniden Personel Genel Müdürlüğü’nden bir kararname yazısı daha geliyor. Bu yazıda; 19.04.2019 tarihli görevden alınma yazısının iptal edildiği belirtiliyor. Yani her ne hikmetse, Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 19 nisandaki kararnamesinde görevden aldığı okul müdürünü, daha okul müdürüne tebliğ edilmeden, okul müdürü görevden bile alınmadan, aradan 1 ay bile geçmeden 14 mayısta yazdığı kararname ile tekrar görevine veriyor. Bu arada “Bakanlık müfettişlerinin raporu ne oldu?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. O raporun olumsuz olmasına rağmen, hatta okul müdürünün para cezası almasına rağmen, neredeyse görevini bile bırakmadan, Bakanlığın görevden aldığı ve 25 gün sonra tekrar göreve verdiği bir anlayışın açıklamasını yapacak bir muhatap ben bulamadım. Hatta Personel Genel Müdürlüğü ile görüşmüş olmama rağmen tatmin edici bir cevap alamadım işin doğrusu. Sonuçta bu “vazgeçilmez”(!) hanım şu anda görevine devam etmektedir. Tabii ki hem memur olması hem de yeni atanması ve konuya çok sonradan dahil olması sebebiyle bu konuda İl Milli Eğitim Müdürümüzden bir açıklama istemedim. Ancak konuyla ilgili Bakanlık nezdindeki görüşmelerimiz devam ettiği için, habere hazırlarken, Bakanlığın ve hatta Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın görüşlerini de habere dahil etmeye çalışacağız. Burada asıl üzerinde durduğum konu şudur: Bir kişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir kurumunun üzerinde değildir. Anlaşılan odur ki, bu Müdür Hanım, bu görev için “biçilmiş kaftan” değildir. Peki, bu hanım için ısrarın nedeni nedir? Hatta Milli Eğitim Bakanlığı’na 25 günde karar değiştirtip, birbirini yok sayacak şekilde, kararname yazdırmanın sebebi nedir? Bu müdür hanımın vazgeçilmezliği nereden kaynaklanmaktadır? Tabii ki her ne kadar belgelere dayalı olarak bu haberle uğraşmış olsak da, yine de objektiflik adına Müdür Hanım’la da görüşmek istedik. Ancak birkaç kere görüşme isteğimizi olumlu yanıtlamış olsa da, bir araya gelme olanağımız olmadı. Müdür Hanım, En sonunda “Vali Bey’in bu konuda konuşmak için izin vermediğini” dile getirerek görüşme isteğimizi geri çevirdi. Muhakkak ki onun düşüncesine de saygı gösterdiğimizi belirteyim. Ancak zaten konuyla ilgili belgeler ortada olduğu için bu konuda söyleyecek çok bir şey olduğunu da zaten düşünmüyordum. Tekrar şunu yazarak sözlerimi bitireyim. Hiçbir kişi, kurumlarımızın üzerinde olamaz. Hiçbir müdür de vazgeçilmez değildir. Umut ediyorum, bu hanımın vazgeçilmezliğinin kaynağı bu vesileyle bir açıklığa kavuşur.

Başarılı sporcular yetişiyor

Selçuk Üniversitesi ile ilgili epeydir yazı yazmadığımı fark ettim. Bazı konuları bayram sonrası nedeniyle dile getireyim istedim. Selçuk Üniversitesi, tartışmasız Konya’nın en büyük ve en köklü üniversitesidir. İçerisinden birçok üniversite doğurmuştur. Karaman, Niğde, Aksaray gibi illerdeki üniversiteler başta olmak üzere, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya Teknik Üniversitesi de Selçuk Üniversitesi’nden doğan üniversitelerdir. Ve kalanıyla bile Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birisi olmayı başarabilmiştir. 2016 yılında Rektörlüğe atanan Prof. Dr. Mustafa Şahin’in fakülte dekanlıklarında da isabetli atamalar yaptığı ve çalışmaların da bu isabetli atamalar çerçevesinde başarılı bir şekilde yürütüldüğü gözlenebilmektedir. Bu başarılı fakültelerden birisinin de Spor Bilimleri Fakültesi olduğunu sanırım kimse yadsımaz. Bu fakülte, 1987 yılında Eğitim Fakültesi’ne bağlı Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü olarak hizmete açılmıştı. 1992 yılında Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu olarak hizmetine devam etti. Ve nihayetinde 9 Mart 2015 tarihli Resmi Gazetede Spor Bilimleri Fakültesi olarak günümüzde çalışmalarını sürdürmektedir. Rektör olarak, Prof. Dr. Mustafa Şahin atandıktan sonra bu fakülteye Prof. Dr. Mehmet Bozkurt Ataman’ı dekan olarak atadı. Ve Prof. Ataman’ın Dekanlığında fakülte birçok başarılı işe imza attı. Mesela ülkemizde çok bilinmeyen Badminton’da üniversitemizin takımı hem Avrupa hem Türkiye şampiyonu oldu.  Engelli Olimpiyatlarında Selçuk Üniversitesi birçok madalya aldı. Atletizmde birçok başarılar ve madalyalar kazanıldı. Ülkemizde, Futsal’da başarılı olmasıyla Avrupa Üniversitelerarası Futsal Şampiyonasına davet edildi. Futbolda 1.Amatör kümede üst lige çıkmak için final maçı oynadı ama son anda 1.Amatör Kümede kaldı. Hentbolde birçok oyuncusu Hentbol Süper Ligi’ne transfer oldu. Eskrimde birçok madalyalar alındı. Eskrim ve badminton hocaları aynı zamanda milli takım antrenörleri… Vs. Vs. Vs. Bunların dışında, İngiltere’nin Manchester şehrinde 15-19 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen, 150 ülkeden 975 sporcunun katıldığı şampiyonada, Selçuk Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi Rukiye Yıldırım kadınlar 46 kiloda bronz madalyanın sahibi olurken, yine bu okulun öğrencisi Milli sporculardan Zeliha Ağrış da önceki şampiyonada altın madalya kazanmıştı. Aynı zamanda Selçuk Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük 3. sınıf öğrencisi Salih Karaman Balkan Judo Şampiyonasında Balkan ikincisi oldu. Yani anlayacağınız, Spor Bilimleri Fakültesi de, Selçuk Üniversitesi gibi altın çağını yaşıyor. Futbolda, basketbolda, atletizmde, aslında hemen hemen tüm spor dallarında, dünyanın dört bir yanında, hem ülkemizi, hem üniversiteyi hem de Spor Bilimleri Fakültesini temsil eden çok başarılı öğrencilerin çıkartılmasıyla gerek Selçuk Üniversitesi’nin gerekse Spor Bilimleri Fakültesi’nin başarı grafiği gün geçtikçe yükselmektedir. Tabii ki bunda emeği geçen Fakülte Dekanı Mehmet Bozkurt Ataman gibi, Fakülte’nin idari kadrosunu, eğitim kadrosunu ve Rektörlüğün desteğini de unutmamak ve atlamamak lazımdır. Tabii ki başarılı bir rektör, başarılı bir dekan ve başarılı bir ekiple bu başarıların devamını izlemeye devam edeceğiz sanırım. Şu bir gerçektir ki, bu başarılar yakalanmışken, bu başarıların taliplileri de çok olur. Ama bir sistem oturmuşken, bu sistemi bozmak, değiştirmek çok akıllıca bir davranış olmaz. Dolayısıyla yeni dönemde de bu sistemle Spor Bilimleri Fakültesi’nin başarılarını yazmaya devam edeceğiz sanırım.

Bir 9 gün tatil daha bitti

9 gün tatil dedim ama biz gazetecilere 9 gün değildi maalesef. Ama zaten şöyle bir düşününce de 9 gün tatil yapmak oldukça zor bir iş olsa gerek. Her ne kadar tatile giderseniz gidin, kafanızdaki sorunlar da sizlerle gelecek. Ve bugün pazartesi ve işte o sorunlarla uğraşmak için beklenen gün geldi bile… Bu arada ülke olarak çalışmaya çok daha fazla ihtiyacımız varken ufacık tatilleri 9 güne çıkarıyor olmamızdan bahsetmek bile istemiyorum. RAMAZAN AYI DA GELDİ VE GEÇTİ Bu sene 29 gün oruç tutarak Ramazan ayımızı idrak ettik. Umut edelim ki, her ayımız, her günümüz Ramazan ayı hassasiyetinde geçsin. Çünkü aslında İslam’a göre belki senede sadece bir ay oruç tutuyoruz ama geride kalan 11 ay da Müslüman olduğumuzu unutmamalıyız. Bu Ramazan’da da Konya resmen “durgun bir su” gibiydi. Hayat durmuş vaziyette idi. Öğleye kadar dışarılarda kimseler yoktu. Öğleden sonra yavaş yavaş bir hareket geliyordu. Akşam üzeri, kalabalık, bir kargaşaya dönüşüyordu. Ardından iftar vaktinde yeniden bir sessizlik çöküp, daha sonra iftarın ardından sahura kadar, kahve ve çay muhabbeti ve akabinde sabaha doğru yatış ve yine öğleye kadar uyku… Genelde Konya’da geçen bir Ramazan ayı, bu şekilde tamamlandı. Bu sene Büyükşehir Belediye Başkanımızı ayın başında yaptığı açıklama dahilinde Konya’da iftarlarda pek göremedik. Belediyenin Ramazan ayında, Konya halkı için kurduğu çadırlar da bu sene yoktu. Sayın Başkan ilk açıklamasını yaptığı dönemde de, Konya halkı için kurulan bu sofraların gerekli olduğunu belirtmiştim. Ve görünen o ki, Ramazan ayında bu sofralar kurulmalı ve Konyalı iftarını açabilmeliydi. Ama Konya Büyükşehir Belediyesi İstanbul’daki Konyalı hemşerileri için düzenlediği bu iftar sofralarını Konya’daki hemşerileri için düzenlemeye gerek duymadı. Bu arada Belediyenin İstanbul’da verdiği iftarların İstanbul seçimlerine yatırım olduğu ihtimalini işin doğrusu düşünmüyorum. İstanbul’daki vatandaşlarımızın yedikleri iftara göre değil, alacakları hizmete göre bir değerlendirme yapacak kültür seviyesinde olduğunu biliyorum. İnanıyorum ki Belediye bu hatasından seneye Ramazan ayında dönecektir. ÖĞRENCİLER TATİLDEN TATİLE KOŞUYOR Bildiğiniz üzere öğrencilerimiz 31 mayıs tarihinden itibaren bayram tatiline girmişlerdi. Bugün itibariyle ders zili çaldı ve 9 gün tatilden sonra eğer giderlerse bu hafta da okula gidecekler. Ve bu haftanın sonunda 14 haziranda tekrar yaz tatiline girecekler. Zaten okullarda ders işleyenlerin olduğunu sanmıyorum. Yani çocuklarımız bir hafta daha gidip gidip gelecekler. Maksat sadece gün tamamlamak. Halbuki 31 mayıs itibariyle, çocuklar, direk yaz tatiline girseler, sanki bir kayıpları mı olacak? Bu 1 haftada “atomu parçalamayı”mı öğrenecekler? Yani eski mantıktan artık kurtulmak gerekli. Yani “yeni Türkiye”de bu iş çok basit. Bakanlık, İl Milli Eğitim Müdürlüklerine bir yazı yazar, 31 mayısta tatil edin öğrencilere der, iş biter. Gerekirse karneler veya gerekli diğer dokümanlar arkadan hazırlanabilir. Çocuklarımızı boş işlerle avutmayalım. Bu fazladan bir hafta çocuk evinde oyun oynasa bile okuldaki bir haftasından yararlı olacaktır. PROTOKOL BAYRAMLAŞTI Öncelikle şunu söyleyeyim; artık ülkemizde bu “protokol” lafından bir vaz geçmeliyiz. Yani artık “Yeni Türkiye”de birileri kendisini halktan farklı bir yerde konumlandırmamalıdır. Cumhurbaşkanımız “vali vatandaşın ayağına gidecek” demiyor muydu? Politikacılar zaten bundan sonraki dönemde halktan kopuk ve ayrı olamayacaklarını, aksi halde koltuklarını koruyamayacaklarını zaten biliyorlar. Dolayısıyla “protokol” mantığı da aslında ortadan yavaş yavaş kalkacaktır. Her dini bayramda da, Valiliğin organizasyonuyla, Konya’da Mevlana Kültür Merkezi’nde Konya “Protokolü” bayramlaşır. Bu seremoniye, Bakan, Vali, Milletvekilleri, Belediye başkanları, Askeri Erkan, Emniyet Müdürü, Basın Kuruluşları, Kurum ve kuruluşların il ve bölge müdürleri, Oda, sendika, dernek  başkanları ve benzeri kişiler katılır. Herkes birbiriyle bir tokalaşır önce, sonra da, protokolün bir kısmı yukarıdaki kendilerine ayrılan oturma yerlerine oturur, bir müddet sonra da kalkar gider. Protokolün geri kalan “havasız” protokol de kokteyl masalarının etrafında birbiriyle sohbet eder. Protokol bayramlaşması dediğimiz budur. Bir kere orada oturulacaksa, tüm gelenlerin oturabileceği bir ortam hazırlamak kimsenin aklına gelmemektedir. Ya da ondan daha da kolayı, orada oturacak bir yer olmasının gereksizliğidir. Yani orada “ayakta duranlarla” “oturanlar” arasında “protokol” açısından bir fark olmamalıdır. Orada herkes birbiriyle sohbet edebilmeli, alacağını alıp, vereceğini vermelidir. Ve bayrama da bu birlik ve beraberlik ortamında girilmelidir. Bakın bir de böyle deneyin, göreceksiniz Konya bayramlaşması, bu şekilde çok daha renkli olacaktır. DAVUTOĞLU PARTİ FALAN KURMAZ Tabii ki bayram öncesi değinmemiz gereken konulardan birisi de Ahmet Davutoğlu’nun mu desek yoksa Ahmet Davutoğlu onuruna verilen mi desek, bir iftar toplantısıydı. Tabii ki ısrarlara dayanamayarak gittik davete. Ahmet Davutoğlu’nun memleketindeki bu iftara katılım benim gördüğüm kadarıyla çok zayıftı. Ama işin doğrusu zaten burada bakılması gereken “acaba Ahmet Davutoğlu parti kuracak mı” konusu olmamalıdır. O yüzden de kimlerin katıldığı, kimlerin destek verdiği, kimlerin para sağladığı, kimlerin yanında olduğu veya olmadığının bence hiç mi hiç önemli değildir. Çünkü Ahmet Davutoğlu parti falan kurmayacaktır, kuramaz da… Burada önemli olan Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasıdır önemli olan. Konuşmasında Osmanlı’daki “hal fetvasını” hatırlatır mahiyette, “yeni bir hal” gerekliliğinden bahsetmiş ve konuşmasını “Ya yeni bir hal, ya da izmihlal” diye bitirmiştir ki, bence çok ağır bir cümledir. Bu cümleyi bu denli alenen kurabilen ve kullanan bir kişinin politik bilgisinden ve de politikacılığından kuşku duymak gereklidir. Bu konuda aslında yazacak çok şey vardır ama zannediyorum ki bu konuşma gereken yerlerde, gerektiği şekilde algılanmıştır ve muhakkak ki gerektiği gibi de cevaplanacaktır. MİLLİ TAKIM FIRTINA GİBİ ESTİ Aslında her ne kadar 9 gün desek de Konya’da buna bir de Ramazan ayını eklemek lazım tatil olarak. Yani 1 ay 9 gün tatil demek daha doğru olur sanırım. O nedenle de yazacak çok şey olduğunu belirteyim. O nedenle de bugün biraz uzun oldu. Ancak Milli maça değinmeden geçmek olmazdı. Bayram tatilinin son gününde Konya’da Fransa ile yaptığı maçı kazanarak, Türk Milleti’ne bir bayram hediyesi veren A Milli Futbol Takımımızı gerçekten, en kalbi duygularla tebrik etmek gereklidir. Bu konuda eleştiri yapmak istemiyorum, daha sonraki yazımda bu konudan detaylı olarak bahsedeceğim. Ancak şunu söylemeliyim, bu tür organizasyonlar federasyonların veya derneklerin eline bırakılamayacak kadar önemli organizasyonlar olduğu için bu tür organizasyonlarda aksaklıklar çıkmaması için Spor Bakanlığı nezdinde olması için gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. 

Bir Anadolu insanı öldü

Siyaset konusunda baştan beri söylediğim bir şey vardır: “Anadolu insanı birbirinden farklı değildir”. Derim. Yani sağcısıyla, solcusuyla, o partilisiyle bu partilisiyle, Anadolu insanı değişmez. Yani Cuma namazına gidiyorsunuz, sağınızda bir CHP’li, solunuzda bir Ak Partili, arkanızda bir MHP’li, önünüzde bir İyi Partili görme olasılığınız oldukça fazladır ve şaşırtıcı değildir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi Anadolu’da her ailede, her partiden fert görmek mümkündür. Bu yazıyı okuyanlar şöyle bir düşünsünler kendi ailelerini. MHP’li de, Ak Partili de, CHP’li de ve İyi Partili de hatta diğer partilere gönül vermiş insanlar da muhakkak vardır. İşte Anadolu insanının özü aslında insan olmaktan geçer. Yani Anadolu’da insanları ayrıştıran dili, dini, siyaseti, tuttuğu parti vb. değildir. İyi insan olmak veya olmamaktır. “Peki, siyasi ayrışımlar nasıl başlıyor” derseniz, bu tamamen farklı bir olaydır. Çünkü Anadolu insanının ortak duyguları da vardır ki, bu duygular; ülke bağlılığı, Allah ve Peygamber aşkı, Atatürk sevgisi gibi konulardır. Bu konulardan herhangi birine saygısızlık etmeye başlarsanız bu ortak duygulara zarar verirsiniz. Eğer Millet ittifakına oy verenleri “teröristlikle” suçlarsanız bu, ortak duygulara zarar verirsiniz. Eğer Cumhur ittifakına oy verenleri hırsızlıkla suçlarsanız ortak duygulara zarar verirsiniz. Ve de bu ithamları Anadolu insanına, sağcısıyla solcusuyla kabul ettiremezsiniz. Hatta kavgaların çoğu da bu kabul etmemezlikten ortaya çıkar. Aslında bu yazdıklarımın en güzel örneğini, böyle bir tartışmanın neticesinde iğrenç bir saldırıda hayatını kaybeden Doğanhisar Belediye Başkanı merhum İhsan Öztoklu bize verdi. İhsan Öztoklu aslen Doğanhisarlı ancak ailesinin Akşehir’de yaşıyor olması nedeniyle Akşehir’de doğmuş genç bir kardeşimizdi. Babası Doğanhisar-Akşehir bölgesinde sevilen sayılan bir avukat olan Mehmet Öztoklu. Baba Mehmet Öztoklu, 2004-2009 yılları arasında yine Doğanhisar’da belediye başkanlığı yapmış, eski bir politikacı. Ve babasının belediye başkanlığından 10 yıl sonra bu sefer oğul Öztoklu belediye başkanı seçilmişti. Baba Mehmet Öztoklu 2004 yılında CHP’den aday olarak belediye başkanı seçilmişti. Oğul İhsan Öztoklu da MHP’den Cumhur İttifakının adayı olarak seçimi kazanmıştı. Yani baba CHP’li, oğul MHP’li… İşte yukarıda anlattıklarımın en az kelimelerle ifadesi budur. Ve hatta daha ilgincini de söyleyeyim; Baba Mehmet Öztoklu belediye başkanı iken oğul İhsan Öztoklu yine MHP’liydi. İşte Anadolu insanı budur. Anadolu insanın güzelliği de burada yatar. Şimdi genel başkanlar çıkıp da, birbirlerini fütursuzca suçlarlarsa bu “Anadolu insanının güzelliğine” halel getirmiş olursunuz. Şimdi şöyle düşünün; Cumhur ittifakına oy vermeyen teröristlikle suçlanırsa, ayrı düşünen baba-oğulun durumu ne olacak? Siz rahmetli İhsan Öztoklu’ya, babasının CHP’li olarak teröre destek vereceğini düşündürtebilir misiniz? Veya Mehmet Öztoklu’ya, oğlunun hırsızlığa göz yumabileceğini kabul ettirtebilir misiniz? Anadolu insanının bu güzel anlayışına, derin hoşgörüsüne, birbirini sevip saymasına halel getirtmeyelim. Partiler üyeleriyle yani halkla var olurlar. Genel başkanlarla var olmazlar. Halk isterse, üyeler isterse o genel başkanlar o koltuklarda oturamazlar. Dolayısıyla parti üyeleri, halk olmaktan aldıkları güçle genel merkezlerine ve genel başkanlarına Anadolu insanını  tekrar hatırlatmalıdırlar. Ülkeyi büyütecek, atağa kaldıracak olan gerginlik politikaları değil birlik ve beraberlik politikaları olacaktır. Bu birlik ve beraberliğin içerisinde Ak Partili de, CHP’li de, İyi Partili de, MHP’li de, SP’li de, Vatan Partili de herkes olacaktır. Buradan sevgili kardeşimiz Doğanhisar Belediye Başkanı İhsan Öztoklu’ya Allah’tan rahmet dilerken, başta sevgili ağabeyim Mehmet Öztoklu olmak üzere tüm sevenlerine ve tüm Toklu sülalesine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Daha Fazla Yazarın Diğer Yazıları »